12 Ağustos, 2012

Gülüşlerim Histerik

Yazdıklarımı paylaşmanın anlamlı olup olmadığını sorgulayıp durmaktan çok uzun zamandır paylaşmak için yazmayı ihmal ettiğimi farkettim. Paylaşmak için yazmak zor, ihmalimin kaynağı esasen o. Düşündüklerimi tarafımdan sansürlemek kadar canımı sıkan başka bir şey yok çünkü. Yaz sil, yaz sil, ne anlaşılır ne düşünülür tereddütleri...

İnsan kendi için yazdığında bu kadar zorlanmıyor. Yani insanın kendi kendine yazması çok kolay, yanlış anlaşılmalara mahal vermediğinden düzeltmelere de gerek kalmıyor. Hem ne bileyim sövebiliyor insan kendine rahatça. Ya da kendi kendini kendi gözleri önünde küçük düşürüp bundan keyif alabiliyor. "Ah Kübra Ah!" dediğinde ne olduğunu, neden bu tepkiyi verdiğini biliyorsun mesela, o yüzden açıklamaya gerek duymuyorsun. Başka bir deyişle, sen kendi kendini 'çoğu zaman' anladığından anlaşılma gayreti göstermene gerek kalmıyor.  Enteresan bir noktaya değindim sanırsam; acaba bu yüzden mi güncelerini okuduğum yazarlara daha bir içten bağlanıyorum (kendim için enteresan bir nokta). Bilmem, olabilir. 

Sitemim anneme aslında bunları yazarken... Neden böyle mutsuzsun deyip durdu. Oysa ki mutsuz değilim ben, sadece gülmek istemedi canım. buradan şunu çıkarıyorum, mütemadiyen güldüğüm için mütemadiyen mutlu olduğum izlenimini yaratıyorum üzerinizde. Böyle bir şey mümkün değil ki, nasıl olabilir? Yani ne bileyim, insan mutsuz olduğunda da gülebilir ama mutsuz olduğu anlaşılsın da isteyebilir; o zaman ben mutsuzum gülmelerime kanmayın mı demeli insan? Yani her durumda açıklamalı mı insan kendini? Bazen sadece gülmek istemez canı insanın, bazen sadece konuşmak istemez, bazense sadece hiçbir şey istemez. Bazen içi kan ağlarken gülebilir insan, ya da sevinçten ağlayabilir, sosyal bir hayvan olmanın sorunsalı mıdır sadece "açıklama zorunluluğu kendini" üstelik bazen açıklayacak hiçbir şey yokken? Velhasılı annem şuan mutsuz olduğuma inandırdı beni. Ben annemi arasam yeniden 'annecim iyiyim' desem antlar içsem inandıramam onu, inanmadığı gibi uyuyamaz bütün gece, kafasında kuruyordur da, onun gözünde "hangi dertlere gark olmuşumdur kim bilir ben şimdi". Yarın bir baş ağrısıyla uyanır ve annemin bu hezeyanı değdiği, dokunduğu her yeri kendine benzetir. Ben bu fikirlerden beslenerek bütün gece annemi düşünür ve uyuyamam. Olur da, kitabın bir yerinde sızarsam, annemle mutsuzluğumu paylaşmaya rüyalarımda devam ederiz. İşte bu yüzden, genelde az ve boş konuşmayı, çokça gülmeyi tercih ediyorum, normal davranıyorum ki; kimselere kendimi açıklamak zorunda kalmayayım. Bu yüzden genelde paylaşmak için yazmayı tercih etmiyorum. En azından tek özgürlük alanım olan bu alanı da "normalleştirmek" zorunda kalmayayım. 

Nereden nereye geldim bu gece. Annem "neden mutsuzsun hadi paylaş annecim" ısrarlarına başlamadan hemen önce İtalya da faşizmi, baskılar altında yaşanan aşkları, özgürlükler içerisinde yaşanamayan aşkları, adına, uğruna şiirler şarkılar yazdıran kadınları, özellikle de Beatrice'i düşünüyordum, "Una notte a Napoli" şarkısına referansla. Danilo, çok sevdiğim, uzun zamandır keyifle dinlediğim bu şarkıyla ilgili anektotlarını benimle paylaşmıştı çünkü hemen öncesinde.
Evet ben çok gülüyorum, hep gülüyorum, mütemadiyen gülüyorum, ama gülmelerim de susmalarım kadar anlamsız sizin için. Bırakın öyle kalsınlar!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu gadget'ta bir hata oluştu