17 Ekim, 2012

Okul sadece okul değildir kimisi için

Akademide olmanın bir çok güzel yanı vardır alternatif bir dünyaya adapte olamayanlar için. Şöyle de denebilir aslında, yaşadığı hayata adapte olamayanlar için akademinin kendisi alternatif bir dünyadır ve bunun birçok güzel tarafları vardır. Makaleler ile kurulmuş bir dünyanın savaşımı sadece paradigmalarladır ve bir paradigmanın çöküşü ancak başka bir paradigmanın doğuşuyla mümkün olacağından gerçek bir kayıp söz konusu olamaz hiçbir zaman. Yeni bir paradigmanın doğuşu öncekilerin yok olması anlamına gelmez yaşadığımız dünyanın savaşlarında olduğu gibi. Mesela birinin özgür olabilmesi için diğerinin esir olması, birinin yaşaması için bir diğerinin ölmesi gerekmez ya da birinin iş bulması için bir diğerinin işsiz kalması. Kısa vadede biri diğerinden daha geçerli ve önemli oldu diye, bir öncekini tarihten silmek gerekmez. Paradigmalar değişti diye kan dökülmez diyemeyeceğim maalesef, kan dökülür. Ama kan akademinin doğasında yoktur. Kan dökmek insanın doğasındadır ve akademinin ruhunu anlayamayan, kolaya kaçan kim varsa, peşine düştüğü her neyse onun için kan dökmeye hazır, hatta gönüllüdür.
Tekrar akademideyim, ve bu sefer farklı.
Farklılık ancak karşılaştırmanın olduğu bir platformda yer alabileceğinden farklı diyorum, çünkü Türkiye'de akademide olmanın bir çok zor tarafı var, hele de yaşadığımız dönemde. Sınıf geçme ve iyi ortalamalara sahip olma kaygısının olmadığı bir evrene taşındım ve bu evren bir öncekinden hayli farklı.
İnsanlar oradakinden daha az hırslı, ya da daha az aç gözlü değil. Öyle olduğunu düşünmek beni her ne kadar mutlu etse de, durum böyle değil. Ancak güzel bir yanı var, sürekli koşmak zorunda olduğum bir maraton içerisinde değilim artık, beni ölesiye bunaltan uluslararası ilişkiler teorisi okumaları bile öyle keyifli bir hal aldı ki kendimi anlamakta zorlanıyorum çoğu zaman.
Yine yetişmesi gereken ödevler, okumalar, çalışılması gereken sınavlar ve hiç gönüllü olmasam da yapmam gereken sunumlar var. Farklı ama işte. Belki bu fark sadece eğitim seviyelerinin farkından besleniyor (lisans - master), belki de sadece benim içerisinde yaşamaya hayli alıştığım sükunetten, bilmiyorum. Ancak tekrar okulda olmanın, tekrar okullu olmanın, sadece bu fikir içerisinde olmanın bile o kadar tatlı bir yanı var ki.
Ben okulu, okullu olmayı çok özlemişim, ara vereli çok oldu tabi ki, fiziksel olarak ara vermekten değil, mental olarak verdiğim aradan bahsediyorum. İhtiyacım olan tek şey hazır olduğumda geri dönmekmiş bir ara verip dinlenmekmiş sadece. Bunu anlamak hayli zamanımı almış olsa da arkama bakıp tek bir nefeslik pişmanlık duymuyorum.
Doğrusu Prag gibi bir şehirde yaşayıp herhangi bir şeyin pişmanlığını yaşamak için gerçekten kör olmak gerek diye de düşünmüyor değilim. İnsan her anının tadını çıkarabilecekken, neden tadını çıkaramadığı anlarını düşünüp de üzsün ki kendini. Gereksiz.
Üzerimden atamadığım yorgunluğum, ofis ve okul arasına sıkışmış hayatıma rağmen yaşadığım her deneyimin, özellikle de öğrendiğim her yeni 'şey'in beni hayata tekrar ve tekrar bağlaması, en azından benim perspektifimden, inanılması hayli zor bir gerçekmiş gibi görünüyor.
Yaşadığım bu küçük şehirde, her gün uyuyup uyandığım bu küçük odada, hayatıma anlam katabildiğim tek yer olan akademinin yeni beşiği küçücük okulumda küçük küçük tohumlar attım hayata dair, ve kocaman umutlarla besleniyorum. Mutlu muyum? Bilmiyorum.
Bildiğim bir şey varsa, ait olduğumu hissettiğim yer her neresiyse orada huzurlu olduğum. Akademinin bana sunduğu bu alternatif dünyada mutluluk nedir sorgulamaksızın huzurluyum.
Sorunsuz değil, sadece huzurluyum. ;)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu gadget'ta bir hata oluştu