21 Kasım, 2012

özlemle yaşamanın bir yaşama biçimi olması fenomeni

Şimdi Ankara'da olsaydım ve herhangi bir sınava dair bu kadar az fikrim olsaydı o dersi ya bırakır ya da withdraw çekerdim. Gelecek dönem alırdım, olmadı gelecek yıl...
Bu kadar sıkıntıya değmez Kübra bir diğerine daha çok çalışır telafi edersin diye avuturdum kendimi. Çünkü her dönem sevdiğim keyifle okuduğum en az bir iki dersim olurdu, yani hiç bir şey olmasa bir iki felsefe dersim olurdu keyifle çalıştığım hatta okumalara doyamadığım.
Bu dersi bırakmak istemiyorum ama çalışmak da istemiyorum, en az diğerlerine de çalışmak istemediğim kadar. Şu zorunlu dersleri bir verip kurtulsam, sıyırsam kendimi şu uluslararası ilişkilerden daha rahatlayacakmışım gibi hissediyorum.
Belki o yüzden lisansta olduğu kadar stresli değilim. 
Ama böyle zamanlarda ben Ankara'yı özlüyorum işte. Böyle daralınca saracak birileri olurdu illa etrafımda :)
Meryem'i arardım mesela 3. yurdun önünde sigara içerdik, ya da 7 inci yurda gidip ortalığı karıştırırdım :D ahahah ya da Mesut'a sarardım gidip 7. yurda, zorla bir şeyler ısmarlatırdım kendime. Devrime de gidebilirdim mesela koşar 2 bağırır rahatlardım :D Tabi elektriklerin kesilmesini de umabilirdik cümbür cemaat 512 ahalisiyle. Çok bunalırsam Göksu'yu, Nadiye'yi arar onlara sarardım, ya da Beril gelip beni alırdı ve temelli kurtulurduk sınav tantanasından :D Sabahın köründe haleyi eve yolladıktan sonra evde kendimizi yine Facein başında birilerini ararken bulurduk. Hiçbir şey yapamazsak da hep birlikte olurduk, ne bileyim işte 1. yurtta değilse, 3 te olurdu, 4te, 5te, 7,de, Demiraylarda,  Ebi de, 100. yıl da, Ayrancı da. (sunshine da çekirdek çitleyen halimize de acıyabilirdik mesela :D )
Çocukça bir özlem benim ki sanırsam romantik sebeplerle yine. "Eski güzel günler.."
Şimdi Prag'dayım olabileceğim en güzel şehirlerden birinde. Yaşadığım koşullar Türkiye'dekine göre çok çok daha iyi, kıyaslanamayacak kadar iyi. O karmaşaya, koşturmacaya dönmek fikri bile bana rahatsızlık veriyor. Ama 'ama'sı var işte. 
Arkadaşlıklar farklı, her şey çok farklı. İyi güzel hoş zaman geçiriyoruz da eksik işte bir şeyler.
Ben Hektor dediğimde "What it means?" demesinler en azından arkadaş yaa...
Belki yıllarca emek verdiğim her şey yarım kaldığı için belki de gerçek bir romantik olduğum için, nedenini bilmiyorum.
Ama ben özleyerek yaşamaya alışmaya başladım. 
"Ah gençliğim" deyip iç geçirmediğim için şanslı sayıyorum en azından kendimi. 
Neyse ben sınav çalışamaya çalışıyordum ona geri döneyim. 
haa bugün bu arada cemal süreyya okuyordum, bir şiiri beni benden aldı, çok güldüm. Şiirin sonunda kafası gitmiş onunda benim gibi. iyilik güzellik diye bitirmiş.  hemen paylaşıyorum ve makalelerime geri dönüyorum: 

AŞK
Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı

Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karakoy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.
 CEMAL SÜREYA

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu gadget'ta bir hata oluştu