12 Aralık, 2012

Ver bana düşlerimi

Haftasonu 3 ödev yazıp bir de sunum hazırladım, hazırladığım sunumu bir de yaptım yani. Çok yoğun, çok yorucu bir haftasonu geçirdim uzun sözün kısası. Ders çalışırken sigara krizlerim tuttuğu için, camda sigara içmeme rağmen, odam leş gibi sigara koktu. E bu süreçte bolca sövme, lanet etme eylemlerine girdim. Bir de kısa vadede yaptığımız planların hayallerine sarılıp avundum. Söylerim ben hep benim afyonum da umut diye.
Göksu ile konuşuyorduk yılbaşı planımız hakkında. "Ne kadar heyecanlıyız, bir an önce gelsin yine hep birlikte olalım, bir hayalimiz daha gerçekleşsin." Benim yoğunluğum hayallerimizin bile keyfine varmamıza engel oldu tabi ki. Sonra Göksu dedi ki, "yüz yıldır öğrenciyiz hala her şeyi son dakikaya bırakıyoruz, bir planlı yaşamayı öğrenemedik!", sonra komiklikler şakalar... Ben böyle değildim ki dedim, "Hadi oradan" dedi. Sonra şöyle 2010'a bir gittik geldik. 
Böyle değildim gerçekten. Kızmadık ama sebebim olana, güldük geçtik yine. 
Bugünü kendime ayırdım, dinleneyim hem biraz da okuyayım diye. Odamı temizledim, sigara kokusundan arındırdım bir kere, ah bu koku beni öldürecek. Sonra biraz Derrida okuyayım dedim, Shakespeare okurken buldum kendimi. Ah Derrida ah, ne bitmez tükenmez çilesin benim için. Tam anladım sanıyorum... Sonuç hep aynı. Felsefe seviyorum okuyorum demeye utanıyorum senin yüzünden. Ama azimli sıçan duvarı deler demişler benim hiçbir şeyden vazgeçtiğim görülmemiştir. Göreceğiz Derrida bakalım sen mi büyüksün ben mi :) ... Bazen gerçekten sırf anlaşılmamak için yazdığını düşünüyorum. Hakkında yazılanları okurken anladım sanıyorum, ne zaman ki kendi kaynaklarına yöneliyorum saç baş yolma derecesine geliyorum. Ömür törpüsü ömür. Ontolojini bir kapsam gelecek devamı da bakalım daha kaç kez okumam gerekecek.
....
Daha da enteresanı Derrida okurken bile aklıma gelip, takılıp, kalabiliyor olması. Arada hiç olmayacak zamanlarda gelir aklıma, özlerim öylece. 
Siz tanımazsınız onu, çoğu bilmez... Bir Beril bilir biraz, bir de Hale. 
Öyle arada aklıma geliyor ama sadece özlüyorum. Bir mektup yazmaya, bir mail atmaya, ne bileyim bir telefon etmeye cesaret edemiyorum. Bunlardan herhangi birini yapsam ne farkedecek ki sanki diyorum. sonuç değişecek mi. Unutmuyorum belki unutamıyorum, belki sadece özlüyorum. kolay olan kısmıyla baş edebiliyorum da, bir adım öteye geçemiyorum. Arada o yazıyor bir şeyler ama saçma sapan iki geyikten öteye geçemiyoruz. İkimiz de biliyoruz geçsek de ne fark edecek ki sanki. Susuyoruz sonra bazen haftalar sürüyor bu suskunluk, bazen aylar. Ama illa bozuluyor bir yerlerde. Ne sessizliğimize tahammül edebiliyorum ne de alternatifine düşününce, o yüzden düşünmemeyi tercih ediyorum. Şarkılarda, şiirlerde, bazen teknede, bazense Derrida okurken bile aklıma gelip kalabiliyor öylece. Hiç bir şey yapmıyorum, hiç bir şey düşünmyorum, öyle kuru bir özlem. Sonra kayıtsızlığıma şaşırıyorum tekrar. Tekrar ve tekrar...
Sorumsuzluklarım da dahil hayatımda bir çok sıkıntıya sebep aklıma geldiğinde bile sinirlenmiyor  ya da kızmıyorum ya... Sadece kendime kızıyorum, nasıl bu kadar kayıtsızlaştığıma inanamıyorum. 
Sadece kendime kızıyorum, çünkü kendime kızmak en kolay olanı... 
Korkuyorum da. Ya bir daha hiç sevemezsem? Hep böyle bir yerlerden bir yerlere taşınarak mı geçecek ömrüm, bekleyerek beni bulmasını? 
Bana gel demeyecek biliyorum, o gel demedikçe ben de dönmeyeceğim. 
Kayıtsızlığımızda yok olup gidicez birbirimiz için.
... 
Tüm bunlara sebep olan, hatırlamıyorum bile neler olduğunu yine de giderken götürdüğün ne varsa bana ait, geri ver istiyorum, geri ver bana düşlerimi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu gadget'ta bir hata oluştu