18 Ocak, 2013

Ölüm var

Bayağı zaman oldu blog da, günlük de yazmıyorum. O yüzden bugün her şey hakkında konuşmak istiyorum, okulum, ödevlerim, işim, arkadaşlarım, seyahatlerim, Ankara'm, İstanbul'um, aşklarım, özlemlerim, ailem, ölüm ve yaşam hakkında, hepsinin hakkında konuşmak istiyorum. Tabi ki konuşamayacağımı biliyorum hepsinin hakkında. Bu bakış açısıyla ve bu dağınık zihinle başlayınca yazmaya, tabii olarak planlı ve okunası bir yazı beklentisi içerisinde de olmamak gerekiyor. Son zamanlarda kafam yine o kadar dağınık ki, şaşkın tavuğun başına gelebilecek her türlü garip olayı deneyimledim bu zaman içerisinde. Kafam o kadar dağınık ki, ben -kendim- bile bazen ne konuştuğumu anlayamıyorum.
Mesela bu hafta büyükelçilikten Volkan Bey'le buluştuk, (her hafta olduğu gibi :( bursla ilgili belgeleri hala tamamlayabilmiş değiliz ve artık yılan hikayesine döndü, Volkan Bey de ben de sıyırmanın eşiğindeyiz. Neyse.) ve ben her zaman olduğu gibi geç kaldım ve hemen konuşmaya başladım, Volkan Bey gülerek dinledi beni genelin aksine, ve ben sustuktan sonra "Kübra bir şey sorabilir miyim?" dedi, ve ben "evet lütfen" dedim, "bu söylediklerin planlı mı yoksa kelimeler gelişi güzel mi çıkıyor ağzından?" dedi, "pardon?" deyiverdim. "İstersen İngilizce konuşalım diyeceğim ama, İngilizce konuşsan da anlayabileceğimi sanmıyorum" dedi, ben kaldım tabi, bildiğin kaldım ama. Sonrasında gülerek, izah etmemi istedi ve yaklaşık yarım saatlik bir açıklama sonrasında, ben anlaşılabilir bir konuşma seviyesine ulaştım, ve önerisi iç açıcıydı "Kendini bu kadar yorma, daha çok gençsin!", "Peki, tamam öyle yaparım" deyince de dayanamayıp kahkahayı bastı. Ben bütün bu diyaloğu ise anlayabilir seviyeye, metroda konuştuklarımızı kağıda geçerken geldim, biraz geç de olsa. Velhasılı durumun özeti bu.
Kısa vadede sınavlar, ödevler, iş derken kendimi uyumaktan alamaz oldum. Bu benim genel reaksiyonumdur, normalde günde 5 ya da 6 saat uyuyan ben, böyle dönemlerde uyku kapasitemi 14 saate kadar yükseltebiliyorum. Beyin bedava, bedava olmasına da, kaynaklar sınırlı olduğundan, aşırı ısınmayla birlikte kendini otomatik olarak uyku moduna alabiliyor.
Okulum çok enteresan acayip ödevler yapıp, acayip sınavlara giriyorum. Acayip kelimesi tanımı gereği muğlak bir yapıya sahip olduğundan kısa bir not düşme gereği duymadım değil şu an. Acayip çünkü, çalıştığım tüm disiplinlerden farklı, ne kadar sığ, ne kadar yüzeysel iş yaparsan o kadar beğeniliyor, o kadar takdir görüyorsun. Ezbere söylemler, klişe açıklamalar yeterli, akademik dili de iyi kullandın mı, ohh değme keyfine. Acayip yani! İş dersen daha bir acayip, sayfalarca iş gönderiyorlar, 1 aydır yatıyorum, sınavlar başladı, işler de sınavların yoğunluğuyla doğru orantılı arttı. Ama artık strese girmiyorum, direk erteliyorum (akışına bırakıyorum ifadesi daha modern ve ılımlı bir tabir olsa da dürüstlüğümden taviz vermek istemediğimden net ifadeler kullanıyorum, konuşma dilinde bunu çok daha keyifli bir şekilde de ifade edebilirim aslında. Neyse... :) ). En azından herhangi bir grup arkadaşımla kavga etmeden (birisine bayağı bir sesimi yükselttim ama o kavga sayılmaz) projeleri ve sunumları bitirmiş olmanın haklı gururunu yaşıyorum. Grup arkadaşlarımı anlatabilmeyi o kadar isterdim ki özellikle kadın olanlarını, aklıma geldikçe tüylerim diken diken oluyor. Atlıyorum.
İçimdeki özlem eskisi kadar şiddetli değil. Ancak, şuan bunun hakkında konuşmak istemiyorum. Yazının başlangıcında istiyordum ama vazgeçtim. Çünkü Ankara'yı çok özledim, ve gidip görmeden duygusal saçmalıklarla bunu yıpratmak istemiyorum. (Bu arada duygusal olan hiç bir şeyi saçma bulduğum söylenemez, sadece söz gelişi söyledim.)
2012 Mayıs ayından beri radikal kararlar alıp, peşinde koşturmaktan başka hiçbir şey yapmadım. O kadar yalnız kaldım, o kadar yoruldum ve o kadar yıprandım ki. Ne fark ettim biliyor musun? Ne kadar zor ne kadar boktan olursa olsun, yaşamak o kadar keyifli ki!
Tüm bu bürokratik belge toplama işlerinin ardında bile keyifli bir şey yakalayabiliyor insan.
Bir kenarından yakaladın mı hayatı öyle tatlı öyle güzel ki!
Hiç ölmek istemiyorum, hem de hiç.
Annem halasını kaybetti bu hafta, 2 gün evvel. Kanser hastasıydı, yatıyordu uzun zamandır. Kocahala derdik biz kendisine, koca hala hep neşeli hep güler yüzlüdür hafızamda, hep öyledir herkesin gözende de öyledir, en azından benim bildiğim kadarıyla. Vefat ettiği gece, "ben gidiyorum, size güle güle" demiş, gülmüş şehadet getirmiş ve gitmiş. Ablam gecenin 11inde hala uyanıksa ya annem ya İnciBeyza hastadır, ya da gerçekten ters giden bir şeyler vardır. Ablamı online gördüm, abla hayırdır dedim, ve haberi aldım. İlk duyduğumda ölüm var dedim kendime sabaha kadar zırıldayıp, mızmızlandım, ama sabaha bir şeyim kalmamıştı. İnsanın canından can gitmedikçe anlamıyor zannımca ölüm nedir.
Bu deneyimleme fikri bile beni çok yıpratıyor.
İnsanın ölümden öğreneceği çok şey vardır der tasavvufçular. Onların dilinden ve konjonktüründen farklı da olsa, öğrendiğim bir şeyler var ölümden.
Yaşamak güzel acısıyla, tatlısıyla, kırgınlıklarıyla, sevinçleriyle üzüntüleriyle. Hayatım altüst oldu dediğimde bile öyle güzel şeyler yaşadım, öyle güzel bir başlangıç yaptım ki...
Şems'in de dediği gibi "Nereden biliyorsun hayatının altının üstünden daha iyi olmayacağını?" (facebookta bir paylaşımdan alıntıdır.) Bilemiyorsun gerçekten.
Ölüm varken, hayat bu kadar kısayken yıpranmaya hiç değmez.
(Koy götüne rahvan gitsin... Bunu demezsem çatlardım.) ;)
Bir de Behzat Ç.yi çok özledim.






08 Ocak, 2013

Berlin'e Notlar

Berlin'i, hatta Berlin'de olma fikrini bile severim ben. Ancak bu hissim ya da muhabbetim, tabi ki Berlin'in kendisinden değil, benim tam bir germanofil olmamdan kaynaklanmaktadır. Bu sebepten olsa gerek, Berlin'de ki ilk bir kaç saatim belki günlerim oldukça keyifliydi. Sonrasında yine Türkiye' de aşmayı bir türlü beceremediğim stresli sıkıntılı bir moda girdim. İster istemez ne oluyor yine bana sorusu, bir metropolitanda olduğum yanıtını çok gecikmeden verdi ve ben anladım ki, benim sorunum temelde tüm bu koşturmaca ve kalabalıkla.
Prag'a yerleştiğimden beri bazen anlamsız sorularla kendimi yıpratsam ve işlerim ne kadar ters gitse de, ne kadar doğru bir karar verdiğimi düşünüp bununla mutlu oluyordum ve Berlin'de geçirdiğim bir kaç gün sonrasında, bu kararımda ne kadar da isabetli olduğumu gördüm.
Berlin'e turistik amaçla gitmediğimiz için şehir ile ilgili izlenimlerimi aktarmayacağım bu notumda. Yılbaşını kutlamak için arkadaşlarımızla buluşmaya gittik Beril ile.
Beklentilerim olduğu için hayal kırıklıklarıyla döndüm geriye, ama ne yalan söyleyeyim iyi oldu. Gözümde büyüttüğüm bir çok şeyden kurtulduğumdan olsa gerek, kendimi daha özgür hissediyorum. En azından emin olduğum bir şey var ki, eskiyi o kadar çok özlemeyeceğim ve bu buradaki hayatımı kesinlikle kolaylaştıracak.
Oldukça enteresan bir yılbaşı gecesi geçirdik, hiç tanımadığımız bir grup insanla, hiç bilmediğimiz ve asla öğrenemeyeceğimiz bir adreste. Haksızlık etmek istemiyorum, çok eğlenceli,kesinlikle kibar, ve düşünceli gençlerdi. Keyifli sohbetler ettik, değişik tatlar, değişik kültürel yapılar vs çünkü grupta bizimle birlikte diğer milletlerden de insanlar vardı, Bangladeş ve Meksika gibi. Bir müzik grubunun ya da klübünün, ne olduğunu anlayamadığımız bir grubun, ofisinde akşam yemeği yedik hep birlikte. Biz de raclette grill eşliğinde son derece keyifli bir akşam yemeği yemiş olduk. Çok hoştu çocuklar, servisleri, sıcak kanlı oluşları da çok hoştu. Her ne kadar yemek boyunca almanca konuşmayı tercih edip bizi sıkıntıya soksalar da biz hayli eğlendik. Ve yemekten sonra bir meydana gidip yaklaşık bir saat havaifişek patlattık. Ben de hayatımda ilk kez havaifişek patlatma fırsatı buldum, inanılmaz keyifliydi, çocuklar gibi şendim. Güneşin batışıyla birlikte havai fişek patlatmaya başlamıştı insanlar, sabah 5'e geliyordu biz eve dönerken, ve insanlar hala aynı şekilde devam edyorlardı inanılmazdı.
Savaş gibiydi adeta, savaşların ne kadar da korkunç olabileceğini biraz olsun anlayabiliyor insan diye düşünmeden edemedim, hele de Berlin gibi baştan başa yıkılmış ve yeniden kurulmuş bir şehirde. Ürkütücüydü.
Yılbaşı arefesinde kasiyerlerin ve diğer tüm çalışanların ne kadar da kaba olduğundan bahsetmek istemiyorum, bir gün içerisinde 3 kez terslenmiş olmamı göz ardı ederek, o günün yoğunluğuna veriyorum tabi ki. Yanıltıcı hatıralarım kalsın istemiyorum. Gecenin devamında da ara ara eğlenmiş olsam da çoğunlukla benim açımdan tatsız olduğu için direkt atlıyorum oraları.
Gül'ün bizi evinde çok hoş bir şekilde karşıladığını da vurgulamadan edemeyeceğim tabi ki.
Ne yalan söyleyeyim bu seferlik Berlin gezimin en güzel yanı Prag'a dönüş yoluydu.
Bir daha ki Berlin gezimde daha güzel izlenimlerim ve hatıralarım olacağını ve böylece paylaşmaya değer yaşanmışlıklarımın da olacağını umuyorum.
Yılbaşında berlin'e yapmış olduğum geziye dair yazmaya değer bulduklarım şimdilik bunlar. Bakalım son 3 yıldır üzerime çöken bu yılbaşı kabusu ne zaman son bulacak. Bu arada yine de o geceye haksızlık etmek istemem, sıradan bir gece için tek kelimeyle harikaydı ama yılbaşı gecesi için değil.

02 Ocak, 2013

Berlin'den son notlar

'Beklentilerini düşük tuttuğunda, yaşadığın hayal kırıklığı da o derece küçük olur" dedi Ivan, Berlin de bilmediğim bir adreste hiç tanımadığım insanlarla eğlenmeye çalıştığım yılbaşı partisinde. Bu söylediğinde Ivan her ne kadar haklı da olsa, bu onu daha bilge yapmaz, neticede bunu babam bana her fırsatta söyler. Ne söylediğinden öte, hiç tanımadığı bana, durup dururken bunu söylemiş olmasıydı yaptığım vurgunun sebebi. Çok sıkılmış gördü beni belki, çok çaresiz ya da çok yalnız bilmiyorum, ama ona bunu söylettiren her neyse tam zamanında, tam yerindeydi.
Alexander Platz, Berlin -
Yağmurlu bir Akşam üstü, 30.12.2012
Enteresan bir geceydi kesinlikle. Kısa vadede eğlenceli ve kesinlikle değersiz. Kısa sürede edinilmiş ve tüketilmiş arkadaşlıklar. Evet, evet. Kesinlikle tüketilmiş. Benim uzun zaman sonra ilk kez beklentilerim vardı bir şeye dair, ama büyük hayal kırıklığı oldu. Ve bütün gece rüyamda bunlarla uğraştım, Sahip olduğum her şeyin tüketim üzerine inşa edildiğini fark ettim. Sahip olduğum şeyler derken fiziksel olmayanlardan bahsediyorum tabi ki. Nasıl bir ruh hali içerisinde olduğumu şuan ifade edebileceğimi sanmıyorum, biraz yalnız kalıp kendimi yormam lazım, doyasıya yıpratmam lazım ki kendimi, silkinip kendime gelebileyim. Arkadaşlarımı daha önce hiç bu kadar yıprattığımı hatırlamıyorum, doğrusu daha önce herhangi birine trip attığımı da hatırlamıyorum. Şu yaşımdan sonra triplere girdiğime inanamıyorum. Bırakıp Prag'a dönmemek için ya da ağlamamak için zor tuttum kendimi. Tram durağında beklerken, ilk kez sesimi yükseltip beni anlamıyorsunuz diye bağırıp çağırmam da cabası tabi ki. Ama eğlenmedik mi diyorlar bana ya, arkadaşım eğlendik de... Neyse... O hırsla eve nasıl geldim ne zaman yattım hatırlamıyorum ama uyandığımda aynı hırsla hazırlanıp kendimi sokaklara atacaktım ki Gül uyanıp beni engelledi. 
Beklentilerimi, sıkı sıkıya sarıldığım prensiplerimi ve özlemlerimi bir kenara bırakırsam yine de pek çok eğlendiğimiz bir gece oldu ve kesinlikle değişik çok değişik deneyimlerimiz oldu. 
Bugün bütün gün şehir turu yaptık ben o kadar suratsız, o kadar sevimsiz, o kadar yorgun ve hastaydım ki kendim keyif alamadığım gibi tüm gücümle etrafımdakilerin de keyif almasına engel oldum, ama gerçekten bunu kasıtlı yapmadım. Yani ben normalde tavırlarımı duygularımı kontrol edebilen biriyimdir ama bu sefer yapamadım belki de istemedim bilmiyorum. Şımarıklık ettim kendimce sanırım. Eve geldikten sonra bir duş biraz uyku kendime getirdi beni, Bir de film izleyip bir paket çekirdeği mideye indirince hayli rahatladım. Yine arkadaşlarımla birlikte bir şeyler paylaşabilmenin sevinciyle. Şimdi de sohbet muhabbet takılıyoruz. Yarın sabah Prag'a geri dönüyoruz Beril'le. Dönünce unutulmaz Yılbaşı gecemizi ve Berlin deneyimlerimi de anlatacağım. Bunu özellikle bugün paylaşmak istedim, bir nevi günah çıkartmak için. Suratsızlığı için özür dilerim Gül ve Beril, azıcık kaprisim size çok gelmemiştir umarım ama telafi ederim biliyorsunuz ;). Hem ben artık gerçekten yoruldum, ve kırgınım kendimce.

Bu gadget'ta bir hata oluştu