08 Şubat, 2013

İlk günden

Dün akşam üzeri geldim İstanbula ve daha uçaktan inip metroya biner binmez buldu akilikler beni. İnsan metroda mahsur kalabilir mi? Evet, İstanbul' da kalır hiçbir açıklama yapılmadan, özür dilenmeden dakikalarca metroda kalabilir. Ve bu sürede kimse bu durumdan şikayetçi olmayabilir ve bu kimseler kuzu kuzu metrodan indirilebilir. Dakika bir gol bir nerede olduğunu anlayıveriri insan. Anneme pek de sürpriz yapmış olmadım biliyor gibiydi, ama İnciBeyza gerçekten sevinmişe benziyordu özlemiş kuzum.
Birden delice bir koşturmaca içerisinde buldum kendimi yine. Erol eniştem ameliyat olmuş gece hastaneye gittik cümbür cemaat, tuzla çok uzak arkadaş hem de çok uzak. Hele de aktarmalı uzun bir uçak seyahatinden sonra çok çok uzak. Ama herkesi yine bir arada görmek hoştu, tabi ki bu hoşluğu sağlayan eniştemin dirayetli ve sağlıklı oluşuydu. Hoş, neşeli ve keyifli. Bu sabah da Merve teyzeme kahvaltıya gittik aynı kalabalık aynı coşkuyla keyifli bi kalabalık tatlı bi gürült bu bir yere kadar. :)
Öğleden sonra attım kendimi sokaklara tabi İstiklal Mephisto ilk durağımdı. E kitaplarım bitti, herşeyden öte bu bir gelenek benim için İstanbul' a gelip de ilk Mephisto'da yeni çıkanlara bakmak. Bir diğer geşenekse yeni çıkanları kurcalayıp kurcalayıp bir klasik alıp çıkmak:). Hesse'den Boncuk Oyunu, Rilke'nin biyografisi ve Proudhon'un Sefalet Feşsefesi talıldı bu sefer ağıma. Mephisto'da kitaplar hayli pahalı aslında, kitapyurdu.com'dan aynı kitapları çok tdaha ucuza alabiliyor da olsam illa yapıyorum bunu kendime. Ne yapayım her şeyin bir tadı, bir anlamı var benim takıntılı hayatımda. Sonra direkt Ortaköy'e geçtim. Tepebaşında indiğimden taksim'deki trafik kargaşasını da atlamış oldum, gelmişken Pera' ya uğramasaydım eksik kalırdı neticede. Tepebaşında inip sonrasında direk Ortaköy'e geçmiş olmamı vurgulamamda özel bir sebep var, bunu gecenin ilerleyen zamanlarında acı bir şekilde deneyimlediğim eve dönüş macerama bağlayacağım.
Ortaköy'e gittim teyzemin yanına, eniştem rahatsız olduğu için dükkanda tek, Gizem'de eniştemle ilgileniyor, ben de teyzeme yardıma gittim. Özlemişim teyzemi ben teyzemi hep özlerim zaten. Keyifli bi akşam üstü oldu makarası muhabbeti mis gibi türk çayı... Dükkanı kapattıktan sonra teyzem eve yollandı ben de sahile, Rilke ve sigaramla çok keyifli bir saat geçirdim, yağmurdan sonra hafifleyen rüzgar ve yükselen sıcaklıkla birlikte. Eve dönmeyeydim bütün gece orada kalaydım iyiydi. Sokak şarkıcıları da mesken edinmiş ben gideli Ortaköy'ü. Buruk ama keyifli bir gündü. Gümüşsuyu'na gidene kadar. Durağa bir gittim in cin top oynuyor. Bakındım edindim her yer kapalı soru soracak kimse yok. Sonra bir kız geldi, " taksim yolu tadilatta olduğu için otobüsler artık buraya gelmiyormuş, Tarlabaşı'nda kalkıyormuş orayı bilmiyoruz biz siz biliyorsanız sizinle gelebilir miyiz ?" Dedi. Sonra taktım peşime onları, düştük yollara çamur, kalabalık, kaos ortamı. Hiç bir yerde bir tane bilgi açıklama vesaire yok. Sinir kan sıçradı beynime. Notlar almıştım bugün ara ara. Güzel bi blog yazacaktım, heves merak hiçbir şey kalmadı. 40 dakikalık yolu 2.5 saatte geldim. İnanılmaz gerginim tadım huzurum kaçtı. Bir an önce dönsem geri. Neyse ben o notları ziyan etmem nasılsa yazarım kendime gelince. Ah bu ben kendimi nerelere atsam da hangi taşlara vursam.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu gadget'ta bir hata oluştu