20 Mayıs, 2013

Beklemiş Bir Paket Cigaranın Son Umuduna

İşte suyumuzu kestiler ama masamda yine bir çiçek
Bir çiçeğin akşamı elbet bir çiçeğe benzeyecek.

Nasıl güzel nasıl diri bir çiçek
Dipdiri adamlardan diri bir çiçek.

Evet ben son ve kesin umuduyum bir paket cigaranın
Bir Köhne camekanda sararmış alıp içmemi bekleyecek.

Sonsuz bir camekanda
Başlangıçsız bir çiçek.

Alırım seni tüttürürüm bir gün güzel tütün
Söyle kim var bunu benden daha iyi bilecek.

Ey kalın duman gün senindir
Kim var senden daha doğru tütecek.

Ben gelirim seni alırım büyük alanlara gideriz
Seninle ben o kavruk biçim bir de o diri çiçek.

Ne sandın bütün alanlar bizimdir
Biziz ne varsa kalan, biziz ne varsa gerçek.

İşte suyumuzu kestiler bu bir eylüldür ey teşrinievvel
Geleceksin intihar özlemleri de kıraçlar da gelecek.

Nerden baksan bir bütün hüznümüz
Nerden baksan sonunda o diri çiçek.

Ki hüznü bir mavilik duygusuna bozar gideriz biz
Çünkü biliriz yılkılarımız serin yaylalarda üreyecek.

Yağmurlar yağar o serin yaylalara
Çünkü serin yaylalarda otlar büyüyecek.

Bir çiçek bahçesinin elinden tutarız biz, biz olmasak kim ne
Kim pundunu bulup paralara kötü pazarlıklara böyle sövecek.

Ey eski camekan ey diri çiçek
Biz olmasak şunlara bunlara kim sövecek.

Ben seni alırım sakin evime koyarım sakin sonra gideriz
Gözlerim mavi, senin dumanın mavi, yüreğimiz bir okka çiçek.

Suyun da denizin de mavi ve avuçların
Biliyorsun bir gün gökyüzü değişecek.

İşte sürahiyi kırdılar suyumuz kesik hadi bakalım
Ey camekan seninle biziz ancak bunları yenileyecek.

Hadi bakalım ey durgun çiçek
Hangi ıslak mendil bunları söyleyecek.

Tatil bitti güzel hasır şapkamı bir bıçakla değiştim
Suyumuzu kestiler işte ama masamda o diri çiçek.

Tatil bitti şapkamı değiştim bir bıçakla
O bıçak bir güzel cigara gibi işleyecek.

Turgut Uyar

Başka bir Şehirde Çocuk Olmak

İnsanın odasının leylak kokusuyla dolmasının benim için pek de normal olmayan bir yanı var. Nasıl olsun ki, bir apartman çocuğu olarak.
Yağmura kırgınım bu aralar. Kırgın olmakta da  kendimce haklı sebeplerim var. Hayatımda ilk kez yürüdüğüm sokaklar çiçek kokularıyla süslenmiş, odam ilk kez parfüm ve sigara kokusu dışında bir kokuyla kaplanmış, her güne heyecanla her gece yatağa sevinçle girmeye başlamışken, bir yağmur silsilesi beni rüyamdan çekip almış. (Yağmur yağınca ağaçlardaki çiçekler döküldü, çiçek kokuları gücünü kaybetti)
Düşünüyorum da çiçek kokularını, bitkileri, hayvanları ne bileyim işte insanın çevresindeki şeyleri tanıyarak büyümesi ne kadar da keyiflidir. Dünyayı kitaplara bakarak tanımak yerine, dünyanın kendisine bakarak tanımanın, kendi içinde insanın doğasına kattığı bir şeyler olmalı. Üstelik bu dünya sadece doğal sahipliklerinden ibaret değilse, yani insanoğlunun yaratabileceği güzellikleri de kendi içinde barındırıyorsa onu görmenin hatta yaşamanın, okumaktan çok daha keyifli tarafları olmalı. Prag'da çocuk olmanın bir tanımı olsaydı, bunun üzerine yazılmış kitaplar olsaydı, en çok o kitabı yazanı kıskanırdım diye düşünmekten alamıyorum kendimi. Yazdıklarının başarısından, ya da niceliğinden değil, tam olarak ona bunları yazdıranın niteliğinden dolayı kıskanırdım onu. Burada yazdırandan kastım tabi ki ilham perisi, ilahi bir dokunuş vs değil, anlatacağı bir çocukluğu yaşadığı şehir ve yaşadığı çocukluğun tam da kendisi. Son zamanlarda en çok bu soruyu soruyorum kendime sanırım "Prag'da çocuk olmak nasıl bir şey acaba?" Gerçekten de Prag'da çocuk olmak nasıl bir şey acaba?
İstanbul'da çocuk olmanın ne demek olduğunu bilmeyen biri için böyle bir farkındalığın söz konusu olacağını sanmıyorum. Yani şimdi ben gitsem çek bir arkadaşıma sorsam Prag'da çocuk olmak nasıl bir şey -doğrusu bu soruyu soran ben olduğum için yadırgamayacaklarına eminim- öyle kalakalırlar (sorularıma genel reaksiyonları tam da kalakalmak olduğu için bu ifadeyi kullanmakta hiç bir mahsur görmüyorum). Hep aynı model pantolon giydikleri, hep aynı aromalı dondurma yedikleri, amerikan dizilerini izleyemedikleri ve bir çok markaya erişimleri olmadığı için baskıcı komünist dönemden dem vuran arkadaşlarımın çocukluklarına dair farkındalıklarının pek de parlak olmayacağı kanaatine vardım aniden, nedense! (Sanki dünyanın en şık kıyafetlerini giyiyorlarmış en lüks restoranlarında karınlarını doyuruyorlarmış da... Kapitalizmin sunduğu çeşitlilikten bağımsız yaşayan, sağlıklı yaşamak için dağdan inmeyen köyden çıkmayan, fellik fellik bio market arayan ve buradan alışveriş yapan, sağlıklı ve kaliteli! hayatlarını korumak adına kapitalizmin sunduğu her türlü yapmacıklıktan kaçan, pahadan ve sunilikten şikayet eden bu insanlar, apolitik duruşları ve yüzeysel felsefik derinlikleriyle kapitalizmin, evet kapitalizmin tam da kendisine secde eder durumdalar, enteresan!)
Ben yine de Prag'da çocuk olmak nasıl bir şey bilmek isterdim. Böylesine güzel bir şehirde, çiçek kokularına aşina, tarihle sanatla içiçe, sükunet içinde, parkıyla bahçesiyle düzenin hüküm sürdüğü bu şehirde çocuk olmak ne demek en azından hakkında bir şeyler duymak isterdim. Ya da en azından bir kere olsun şu an gördüğüm her şeye bir kez de çocuk gözlerimle bakabilmek isterdim. Ve tüm bunlarla yaşamış olan Kübra'nın 26 yaşına geldiğinde nasıl bir Kübra olacağını, dolaylı olarak.
Eğer burada bir çocukluk geçirmiş olsaydım, eminim pembe çiçeklerle kaplanmış ağaçlar arasında koşmanın, leylaklarla kaplı sokaklarda büyülenmiş bir şekilde bisiklete binmenin, odamda kitabımı okurken odamı dolduran leylak kokusunun sarhoşluğunun hiç biri ile ilgili en ufak bir farkındalığım olmaz, böyle bir romantizmi asla deneyimlememiş olurdum. Peki bütün bunları deneyimlememiş olmam, aslında bütün bunların olmadığı anlamına mı gelirdi, Berkeley'e referansla?
(Belki en azından stabil bir mental faaliyetim olurdu, arkadaş tatlı tatlı yazıyorum, çiçek böcek çocukluk falan, Berkeley nerden geldi yine aklıma ben anlamıyorum ki.. Bir huzur yok, kafa gitti yine benim, yazamıyorum işte. Kalkıp ders çalışayım bari, bütün akşam uyudum zaten)

18 Mayıs, 2013

O kadar

Bence hayat sanıldığı kadar zor değil, ya da karmaşık. 
Hayat zordur ve hayat karmaşıktır önermeleirnin kendi içerisinde bir haklılığı söz konusu tabi ki, bunu göz ardı etmek öyle kendi içerisinde pek de kolay sayılmaz. Lafı uzatmakta da üzerime yok! Söylemeye çalıştığım temelde şu: hayatı karmaşıklaştıran zorlaştıran bizzat kendimiziz aslında, bu bağlamda da zorlukların ve karmaşanın çözümü yine kendimizde olduğundan, hayat öyle sanıdğımız kadar da zor değil! Evet uzun sözün kısası bu. Bugün sadece bundan bahsetmek istemiştim o kadar!

07 Mayıs, 2013

Tel cambazının rüzgârsız aşklara vardığını anlatır şiir


Önce İstanbul vardı o yoktu
Sonra birgün çıktı geldi
Bütün kapılar yerini buldu
Önce gözlüklerini çıkardı pencereye koydu
Çantasından sigara paketini çıkardı koydu
Yalnızlığını çıkardı koydu
O zaman bütün aşklar bütün bulutlar geçti aklından
Adı kimseye lâzım değil

İstanbul coğrafyada ışıksız bir şehir
Tuttu ayışığını parçaladı
Her sokağa birer parça dağıttı
O Tanrı mıydı sanki -Haşa-
Ama gönlü öyle istedi öyle yaptı
O zaman bütün aşklar bütün bulutlar geçti aklından
Adı kimseye lâzım değil

Bu macerayı durup durup size anlatacak
Bir yanda koca İstanbul
Bir yanda o
Bir yanda en Allahsız şarkılar
Bir yanda Edirnekapı
Vitrinsiz dükkânlar ve dut ağaçları
Neden bütün insanların birbirini sevmesi gerektiğini
Bir gün saat üçte köprüde anlayacak
Saat üçte hepimizden gizli Tanrıyı
Bulup çıkaracak meydana
O zaman üç gemi İtalyaya kalkacak
Üç gemi Norveçe
Birisi pancar küsbesi götürecek
Öbürü bir aşk kaçıracak gümrüksüz
Birgün saat üçte köprüde
Üç martı insanlara bakıp imrenecek
Bir adam iri bir lüfer çıkaracak denizden
İşte o zaman bütün aşklar bütün bulutlar geçecek aklından
Adı kimseye lâzım değil



Turgut Uyar

05 Mayıs, 2013

Dönüş Yolu

Otobüs garındayım. Otobüs bekliyorum Prag'a döneceğim otobüs gelse de binsem artık. Yahya Kemal Ankara'nın en güzel yanı İstanbul'a dönüşü diyor ya, Berlin'den Prag'a her dönüşümde bunu kendime hatırlatıyorum. Ankarayı pek çok seven biri olarak bu ifadenin yerindeliğini kendimce bir çok kez sorguladım ama Berlin'den her dönüşümde Berlin'in en güzel yanı Prag'a dönüş yolu demekten alamıyorum kendimi. Berlin'i sevmediğimden ya da daha az sevdiğimden değil, eve dönüş yolunun her zaman daha cezbedici olduğundan sanırsam. Çok keyifli bir tatil oldu yine. Bu sefer ki Berlin maceram gerçekten çok keyifliydi. Bu sefer 1 Mayısı kutlamak için geldim Berlin'e çünkü Prag'da 1 Mayıs gerçekten çekilmez oluyor. Ancak ne yalan söyleyeyim Berlin 1 Mayısının daha çekilebilir değil. Bütün gün sokaklardaydık ve siyasi herhangi bir bütünün parçası olamadık. Siyasi örgüt ve partilerle tabi ki Prag'a oranla daha fazla vakit geçirdik ama içerik olarak hiç fark yoktu. Alkol ve marihuana eşliğinde kendine yaşam alanı yaratmaya çalışan marjinal bir çok kimsenin kalabalığından başka bir şey göremedik. Festival olarak düzenlenmiş son derece eğlenceli bir organizasyondu. 1 Mayıs siyasi bir mücadelenin temsilinden öte baharın hatta mayıs ayının karşılanması olarak tanımlanabilirdi kesinlikle. Siyasi mücadelenin ehemmiyetini azaltmak için organize edilmiş adeta yabancılaştırılmış bir organizasyondu. Başarılı da olmuşlardı bence. Kotbusser Tor, Kreuzberg, Orienburger Platzı kapsayan hatta bu bölgeleri hayli aşan bir alanda konser stageleri yemek büfeleriyle Odtü bahar şenliklerinden pek farkı yoktu. Hatta Odtü'de yasak birşeyler yapıyor olmanın verdiği heyecan ve adrenalin bahar şenliğini daha heyecanlı bile kılabiliyor. Aynı konsept, aynı kalabalık, daha az bilinç ve daha güvenli bir ortamla daha tatsız bir ortam yaratılmıştı diyebilirim, hatta dedik ve bunun hakkında bir hayli eğlendik. Sonuç olarak siyasi bilinç bir kenara bırakıldığında, harika bir gün, harika planlanmış bir organizasyondu. Bir de yemek stantlarının neredeyse tamamının türklere ait olması türbanlı pardesülü teyzelerin satış yapmaları, kısır ve patates salatasının gırla tüketilmesi de benim vurgulamak istediğim başka bir nokta. Enteresandı hakikaten. Berlin'de geçen her günümün bir diğerinden daha enteresan olmasını sağlayan başka bir nokta olarak tabi ki.
Gecenin şu saatinde bu havada geri döneceğim diye uğraşmamın sebebi de Neuman ve ödevi yani ödevi yapmadığım gibi derse de gitmeyeceğimden benden çaldığı saatler yüzünden kendisine hayli kızgınım. Neden Avrupa Birliği çalışan bu kimseler bu kadar kompleksli avrupada hiç anlamış değilim. Ömür törpüleri.
Neyse Neumanı bir kenara bırakayım da canımı sıkmayayım daha fazla.
Ben hazır berlinin en güzel yanı eve dönüş yoluna girmişken onun tadını çıkarayım en iyisi. Hem otobüsüm girdi gara vakit hareket vakti. Neyse Berlincim bu seferde göremediğim müzelerini ve özellikle potsdamı görmek için yazın tekrar geleceğim, görüşürüz en kısa zamanda. İyi geceler Berlin ve şimdiden günaydın Prag :)

Dostla hemhal olmak - Brecht Ziyaretim Berlin 28.04.2013

 Dorotheenstadt Cemetery

Yıllardır hasret duyulan bir dosta kavuşmuş olmanın heyecanımı mı bu içimdeki, ya da durduramadığım gözyaşlarıma sebep daha yakın olamayacağım bir arkadaşa bu kadar yaklaşmış olmam mı? Bilmiyorum! Brecht'in mezarı başındayım şu an. Dakikalardır oturuyorum burada ne söyleyeceğimi ne yapacağımı bilmeden. Heyecanlıyım kalbim ağzımda adeta. Ah bir açılsa dilim sana anlatacak o kadar çok şeyim var ki. Ama konuşamıyorum yine. Belki yazmanın vaktidir kelimelerin boğazıma düğüm düğüm takıldığı şu an. Garip ki ne garip yıllardır planladığım bir ziyaretin mümkün olabilmesi ve benim buna rağmen bu kadar heyecanlı olmam.
Şu an şöylece uzansam buracığa ve hiç kalkmasam diyorum kendimce ama öyle olmaz değil mi? Tüm bu uğraş mücadele, sürgünler her şey yaşamak için değil mi? Henüz yeni başlamışken ilk kez sana bu kadar yaklaşmışken şuracığa uzanıp da bir daha uyanmama arzusu ne de büyük yanılgı, ne de büyük bir bencilliktir. Sence ben nerede hata yapıyorum? Yaşamayı yeterince sevmediğimden mi acaba tüm bu duraksamalarım ve üzerimden atamadığım yorgunluğum? Neden istediğim gibi yazamıyorum. Sen 3 hafta da bir oyun yazıp kitleleri etkileyebilirken ben neden kendimi, kendime bile ifade edemiyorum. Tüm bu yalnızlık bir kurmaca değil mi, aşamadığım tüm çelişkilerim arafta kalmışlıklarım? Kendime yarattığım bu araf kendisi dahi, kaçıp saklandığım bir yer değil mi? Daha adil daha özgür bir dünya da yaşamayı istemenin neresi kötü? Neden bu delilik? Acaba duyuyor musun beni kim bu kadın nereden geldi diyorsun değil mi? Buraya gelmek seninle şu konuşmayı yapmak için kaç yıldır hazırlandığım hakkında en ufak bir fikrin yok çünkü. Onca hayal, onca hazırlık ne kadar da yersizmiş, ne düşündüğümü unuttum, ne söyleyeceğimi bilemez oldum.
Kızıyorum ya kendime hep kaçıyorum diye, sen de kaçtın, hem döndün de kaçtığın yere. Benim de bir gün dönecek bir yerim olacak mı ya da ne bileyim işte kaçmak yerine dönmeyi göze alabilecek miyim?  Neden böyle mahçubum sana karşı bu kadar, günah çıkartıyormuşum gibi hissediyorum. Gerçekten şu an şuracığa uzanmak istiyorum ve bir daha hiç kalkmamak. Ama olmaz biliyorum biz yaşamaya tutunmuşuz, ölmeye değer değil yaşamaya değer bir devrim değil mi hayalimiz. Kızıyorum işte kendime böyle. tam da istedikleri karmaşanın içinde yaşıyorum. Gençlik yılların aklımda şimdi, güncelerin hiç unutamayacağım kaybettiğim bir dosttan hediyeydi bana. Hem dostumu, hem sevdiğimi kaybettiğim dönemde gençliğinle hayallerinle ilk yazı denemelerinle öyle bir girdin ki hayatıma, öylesine bizden öylesine benden biri oldun ki, tarif etmek kolay değil benim için. Seni tanısaydım bu kadar sevebilir miydim acaba! peki ya sen beni tanısaydın, ne düşünürdün?
Bana öğrettiğin en önemli şey "bazen insan olmanın her şeyden daha önemli olması". Sen sadece bir ışık tutmadın yoluma, yoldaşlık da ettin insanca. Ben yolunu öğrendim artık. Yazın yine geleceğim ve bir daha ki buluşmamızın bu kadar romantik olmaması için elimden geleni yapacağım. Rahat uyu!

28.04.2013 - 13:50/14:28

Berlin'i sevmek

Tarihinde kitapları yakılmış bir şehrin tarihini yine kitaplardan öğrenmenin pek de romantik olmayan oldukça dramatik bir yönü var. Bütün gün aklımda bu fikirlerle dolaştım yağmuruyla geldiğim Berlin sokaklarında. Bir yeri bir şeyi sevmenin bir çok şekli var derler, ve bu bir çok şekil kişiden kişiye yeni formlar kazanacağından bir şeyi veya bir kimseyi sevmenin alsında bir tanımı yok. Felsefesiyle, edebiyatıyla, kültürel ve politik tüm gelişmeleriyle kitaplar yazmış, toplumları -kişileri- yönlendirmiş biçimlendirmiş bir toplumun kitaplarını yakması da sanırım bir tür sevginin - sapıkça bir sevginin- vücut bulmuş hali. İnsan doğası öylesine yumuşak öylesine naif ki aldığı her etkiden yeni bir form kazanabiliyor. Şayet öyle olmasa korku illetinin bir medeniyeti böylesine hüküm altına alması, kitaplarıyla birlikte yine kendi insanları yakabilmesi aksi takdirde mümkün olmazdı diye düşünüyorum. Tüm bu çılgınlığın sebebi - çılgınlıktan kastım tabi ki 1931 sonrası döneme tekabül ediyor- insan doğasının tam da iddia edildiği gibi çıkarcı ve bencil olmasıyla ilgili olduğunu düşünmüyorum. Nasıl düşünebilirim ki. Düşünsem de rasyom bunun böyle olmaması gerektiğine zorladığından böyle düşünmek istemiyorum. Korkunun, baskının, yoksulluğun ve yabancılaşmışlığın  hüküm sürdüğü bir toplumda çıkarlarını bile takip edemez hale gelir insan ve doğası, işte bu noktada doğası öylesine naif öylesine yoğrulmaya yönlendirilmeye açıktır ki, bilinç kendini üretmek yerine üretilmiş, bazen yeniden üretilmiş başka bir bilinci takip etmeye zorlanır. İşte ancak böyle dönemlerde rasyo yerini çaılgınlıklara bırakabilir.
Bugün Berlin'de ikinci günüm. Gül ve Göksu tez taslaklarını yazmaya ve şekillendirmeye çalıştıklarından günlerimi kendi başıma geçiriyorum. O yüzden bu gezimi daha çok kültürel bir geziye çevirdim, elimde harita görmek istediğim galeri ve müzeleri gezerek, dostları yerlerinde ziyaret ederek geçirmeyi tercih ettim. Aklımda sorular, çantamda yeniden başladığım kapitalim ve tur kitabım, elimde haritam, Yann tiersen le birlikte çok keyifli dakikalar geçiriyoruz.
Yoldayım şimdi, bugünkü planımda Doğu Berlin'i temsil eden müzeler var, Anne Frank Zentrum ve bir Dorothenstadt Mezarlığına gideceğim. Neden bu kadar heyecanlıyım şu an hiç fikrim yok, yani aslında var. Sanki gerçekten Brecht'i görecekmişim gibi. Benim de onu sevme biçimim bu zannımca. Sanki böyle yıllardır özlediğim bir arkadaşıma kavuşacakmışım gibi. Birazdan ineceğim tramvaydan toparlansam iyi olacak.

Bu gadget'ta bir hata oluştu