05 Mayıs, 2013

Berlin'i sevmek

Tarihinde kitapları yakılmış bir şehrin tarihini yine kitaplardan öğrenmenin pek de romantik olmayan oldukça dramatik bir yönü var. Bütün gün aklımda bu fikirlerle dolaştım yağmuruyla geldiğim Berlin sokaklarında. Bir yeri bir şeyi sevmenin bir çok şekli var derler, ve bu bir çok şekil kişiden kişiye yeni formlar kazanacağından bir şeyi veya bir kimseyi sevmenin alsında bir tanımı yok. Felsefesiyle, edebiyatıyla, kültürel ve politik tüm gelişmeleriyle kitaplar yazmış, toplumları -kişileri- yönlendirmiş biçimlendirmiş bir toplumun kitaplarını yakması da sanırım bir tür sevginin - sapıkça bir sevginin- vücut bulmuş hali. İnsan doğası öylesine yumuşak öylesine naif ki aldığı her etkiden yeni bir form kazanabiliyor. Şayet öyle olmasa korku illetinin bir medeniyeti böylesine hüküm altına alması, kitaplarıyla birlikte yine kendi insanları yakabilmesi aksi takdirde mümkün olmazdı diye düşünüyorum. Tüm bu çılgınlığın sebebi - çılgınlıktan kastım tabi ki 1931 sonrası döneme tekabül ediyor- insan doğasının tam da iddia edildiği gibi çıkarcı ve bencil olmasıyla ilgili olduğunu düşünmüyorum. Nasıl düşünebilirim ki. Düşünsem de rasyom bunun böyle olmaması gerektiğine zorladığından böyle düşünmek istemiyorum. Korkunun, baskının, yoksulluğun ve yabancılaşmışlığın  hüküm sürdüğü bir toplumda çıkarlarını bile takip edemez hale gelir insan ve doğası, işte bu noktada doğası öylesine naif öylesine yoğrulmaya yönlendirilmeye açıktır ki, bilinç kendini üretmek yerine üretilmiş, bazen yeniden üretilmiş başka bir bilinci takip etmeye zorlanır. İşte ancak böyle dönemlerde rasyo yerini çaılgınlıklara bırakabilir.
Bugün Berlin'de ikinci günüm. Gül ve Göksu tez taslaklarını yazmaya ve şekillendirmeye çalıştıklarından günlerimi kendi başıma geçiriyorum. O yüzden bu gezimi daha çok kültürel bir geziye çevirdim, elimde harita görmek istediğim galeri ve müzeleri gezerek, dostları yerlerinde ziyaret ederek geçirmeyi tercih ettim. Aklımda sorular, çantamda yeniden başladığım kapitalim ve tur kitabım, elimde haritam, Yann tiersen le birlikte çok keyifli dakikalar geçiriyoruz.
Yoldayım şimdi, bugünkü planımda Doğu Berlin'i temsil eden müzeler var, Anne Frank Zentrum ve bir Dorothenstadt Mezarlığına gideceğim. Neden bu kadar heyecanlıyım şu an hiç fikrim yok, yani aslında var. Sanki gerçekten Brecht'i görecekmişim gibi. Benim de onu sevme biçimim bu zannımca. Sanki böyle yıllardır özlediğim bir arkadaşıma kavuşacakmışım gibi. Birazdan ineceğim tramvaydan toparlansam iyi olacak.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu gadget'ta bir hata oluştu