31 Ağustos, 2013

Garip

Bu gece eve dönerken metroda aklıma çok enterasan bir şey geldi, yani yeni bir fikir değil bir anı aslında. 1. sınıftaydık Feride hocadan bir ders alıyorduk, dersin adını hatırlamıyorum ama sosyoloji ile ilgili bir şeydi. Hoca derste bir soru sormuştu ben de "depends on peer groups" diyerek cevaplamıştım, çok iyi hatırlıyorum - sorunun neyle ilgili olduğunu hatırlamamakla birlikte - hoca şöyle küçümseyerek garip bir bakış atmıştı bana, "Do you know what does peer group mean?"  ben bir anda kaldım, arada kalakalmak tepkisizleşmek doğamın bir parçası benim zaten; sınıfta herkes de bana baktı, utandım, sonra cevap vermemi beklemeden en azından zaman tanımadan aynı yüz ifadesiyle dedi ki "Before you use the concepts, first learn what it does mean!". Benim sesim çatallaştı ve kitlendim, ingilizce tek kelime daha edemezdim, "yaşıt gruplar" yani dedim, ama hoca kafasını çevirmiş beni çoktan yok saymıştı bile, soruya kendisi cevap verdi, ve cümlenin sonu da tam olarak "depends on peer groups"du. Sanırım üniversitede yaşadığım travmalardan birisi budur - ilki değil kesinlikle ama iz bırakanlardan birisi. Sorulan bir soruya cevap vermenin neresi kötüydü, hem yanlış bile olsaydı cevabım ne olurdu ki sanki, freshman neticede, belki heyecanlı belli ki de umutlu... 
Sanırım ben o gün öğrendim, cevabını bilsem de susmayı. 
Bugün bu neden aklıma geldi neden o gün yaşadığım hayal kırıklığını yüklendim de geldim eve hiç bir fikrim yok. Ama sanki hala omuzlarımda. Garip...
Susturmanın bir çok farklı yolu olduğunu bugün eskisinden daha net görebiliyorum kanaatimce. O gün beni sadece 2 cümleyle bir dönem susturup dersinden soğutan kimseyle, sokakta üzerimize gaz sıkarak susturan kimseler arasında ben yapısal olarak hiç bir fark görmüyorum. Metotların farklı olması, bu metotları kullanan kimseleri birbirinden farklı kılmaz onları sadece farklı gösterir. Niyetim bir takım insanları, bir başka takım insanlarla aynı kefeye koymak ya da birbirleriyle tartmak vs değil. Söylemek istediğim şu, eğer amaç karşı taraftakini susturmak ve kontrol altına almaksa, ve bu amaca yönelik -içeriği ne olursa olsun - bir metodun varsa diğerinden ne farkın kalır ki! Tabi ki bu sadece susturmakla vs ilgili değil. Bu nerede durduğunla ilgili! Aslında daha çok nerede, "nasıl" durduğunla ilgili!



28 Ağustos, 2013

merhabalar efenim :D

"Günlük yazmakla, blog yazmak arasındaki  fark, insanın kendi kendisiyle konuşması -ya da kendi kendisiyle kalması- ile birileriyle konuşması arasındaki farkla temel olarak aynıdır." önermesi uzun zaman süren sessizliğimin bir sonucu, bir ihtiyacın bir tür dışa vurumudur.
Nasıl olmasın ki! (Bu bir önerme değildir ! - en sevdiğim ifade :) !)
Önermemin doğruluğu ya da yanlışlığıyla en ufak bir ilgi alaka göstermemekle birlikte, kendi içerisinde tanımı gereği bir kesinliği olduğuna inancım son günlerde kafamı en çok yoran şey diye düşünüyorum. Hala düşündüğüme göre, evet kafamı yoruyormuş hakikaten.
Yine saçma sapan bir giriş yapmışsın Kübra bu ne yaaa! diyorsunuz biliyorum :) ama en eğlendiğim kısım bu ne yapayım. Siz de benim kadar çok kendinizle kalmayı göze alabilseydiniz blog yazarken ne kadar eğlendiğimi anlayabilirdiniz. EVET BU YAZIM UZUN SÜREN SESSİZLİĞİMİN ÇIĞLIĞIDIR :) Çok artist laflar ediyorum çok :)
Uzun zamandır yazmamamın tabi ki bir sebebi vardı kendince, hatta birden fazla sebepleri vardı. Mesela, Türkiye - gezi hareketini ve olanları sindirmeye çalıştım uzunca bir süre, sonra "dinsiz, imansız, çapulcu, alkolik..." gibi yeni sıfatları bünyeme kabul ettirmeye çalıştım - ne yalan söyleyeyim o kadar biber gazı yİyince hangi sıfatı verseler bünye hop alıyor -, sonra o karmaşayı geride bırakıp buradaki sükunete alışmaya çalıştım, bakanlıkla ve Çankırı Karatekin Ü.yle soğuk savaşımız hala devam etmekte bu sebepten parasız yaşamaya çalıştım dört duvar arasında, sonra felsefeyi bitirdim,Kapital'de bayağı ilerledim, KafKa okuyup derin depresyonlarda boğuldum, sevgilimle gezdim eğlendim, kendimizce planlar yaptık, sonra iki yıllık planlama sonunda bebişim geldi gezdik eğlendik vs vs. Anlayacağın uzun zamandır hem konuşacak insanım çoktu hem de arta kalan zamanı kendime ayırmayı seçtim, günlüklerimi okudum mesela  çok keyifliydi.
Yaklaşık mayıs ayının ortalarından beri yazmıyorum hemen hemen üç ay demek, ve bu kısacık zaman diliminde hayatımda ve tahammül sınırımda o kadar çok şey değişti, o kadar yıprandım ve öyle güzel şeylere adım atıp hatta onları bile yıprattım ki... Şöyle bir düşündüm de şimdi asırlar geçmiş gibi.
arada Blog yazmak istedim çeşitli notlar alıp entry girdim ama bitirecek kadar gücüm olmadı genelde gün sonunda.
Kafamı biraz daha toplamış yorgunluğumu az da olsa atmışım gibi hissediyorum ama daha var, biraz daha zamana ihtiyacım var. Belki biraz daha okumaya, ya da kendimle biraz daha kalmaya.


Bu gadget'ta bir hata oluştu