30 Mayıs, 2014

Dünyanın en tuhaf mahluku

Akrep gibisin kardeşim, 
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi. 
Serçe gibisin kardeşim, 
serçenin telaşı içindesin. 
Midye gibisin kardeşim, 
midye gibi kapalı, rahat. 
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim. 
Bir değil, beş değil, yüz milyonlarlasın maalesef. 
Koyun gibisin kardeşim, 
gocuklu celep kaldırınca sopasını 
sürüye katılıverirsin hemen 
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye. 
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani, 
hani şu derya içre olup deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf. 
Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende. 
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer 
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak 
kabahat senin, -demeye de dilim varmıyor ama- kabahatın çoğu senin, canım kardeşim! 


                                                       NAZIM, 1947

25 Nisan, 2014

Münih Notları

Gezi günlüklerimi yazmayı erteledikçe zaman aşımına uğradığı bir gerçek. Sanırım yaşlandıkça bu gerçekle daha da bir yüzleşir oluyor insan. "Erteleme, yap" mottosu hop diye yer buluveriyor insanın hayatında. Erteleyen bir tarafım olduğundan değil yaşlandığımdan, bu sitemim kendime. Yapacak çok şey, bunların tamamını yapmaya yetecek çok az zaman var. Üstelik yaşlılık da yorgunluk, dikkatte dağınıklık, zaman yönetiminde sıkıntı gibi etmenler ekleyince duruma hayat daha az yaşanılır hale geliyor. Neyse ki gezecek görecek daha çok yer var ki, dünya hala yaşanılabilir bir yer olarak önemini koruyor gündelik hayatlarımızda :)
Siegestor München
Yazdıklarımı okudukça o kadar eğleniyorum ki anlatamam böyle saçma sapan bir Türkçe, akademik dilin sığlığında boğulan gündelik dilin rahatlığı ve bu karmaşada her geçen gün kendini ifade etmekte daha da zorlanan ben! Konuyu dağıtmadan hemen Münih gezime dönüyorum.
Geçen hafta Münih'teydim 17-22 Nisan tarihleri arasında ilk gez bir gezi planımı gerçekleştirmeden döndüm bir gezimden ama ne yalan söyleyeyim öyle rahatladım öyle keyif aldım ki. Koşturmaca yok, planlar yok. "Amaan, Nil sabah olsun da bakarız!" :) amaaan yarın bakarız! ifadesi yaşanınca ne kadar keyifli bir anlam katıyormuş hayata :) Nil benim erasmustan arkadaşım dırdırlarıma vıkvıklarıma hofpuflarıma en alışık olanlardan, sağolsun :) Dünya tatlısı, dünya şaşkını bir arkadaşım benim :) Münih Teknik'te, Eğitim Bilimi Master'ı yapıyor ve sığlığım burada bir kez daha yüzeye çıkıyor
Schloss Nymphenburg
"O ne lan, öyle bilim mi olur siz napıyonuz şimdi orda??"
"Bak Kübracım şimdi şöyle: ......"
"Heeee...." (derin bir sessizlik) "Olur tabi o zaman" (Lanet bi insanım :))
Nil beni bir pamuklara sarıp sarmalamadı, onu da yapsaydı onu oracıkta boğardım zaten :) Evren insanlara tatlılık dağıtırken hiç de adil davranmamış, Nil'i tanısanız ne demek istediğimi anlardınız. Hem dedim ya zaten dünya tatlısı diye. Yalnızlıktan ölsem ya ben artık derken, aman beya hayat ne güzel, hayatımda ne güzel insanlar var dedirtti bana bir kez daha. Şirinlik abidesi. Buradan kendisine bir kez daha teşekkür edeyim de, adet yerini bulsun :)) (yaşasın kötülük) Bana yemekler pişirdi,gezdirdi, sabahlara kadar dinledi sağolsun o kadar çok konuştum ki konuşmaktan yorgun düşüp sızdım da kuzum bir kez şikayet etmedi, 20'lik dişinin azizliğine rağmen üstelik :) Sağolasın Niltoş çok teşekkür ederim tekrar.
Gelelim Münih'e. Güzel bir şehir, ama şehir bildiğin. Kocaman şehir işte. Trafik, kalabalık, pahalılık, Türkler... Münih'te yaşamak istemiyorum kesinlikle, ondan dolayı Ludvig Maximillian Universitesi'ni listemden direk çıkardım ki, üniversiteyi gezme arzusu bile duymadım anlık dahi olsa.
Münih'e dair ne anlatılır bilmiyorum, kesinlikle güzel bir Bavarya şehri, düzeni, mimarisi, kolaylığı, tarihi. Özellikle de sarayları (hiç tek bir şehir de bu kadar çok saray -palace -schloss olabileceği aklıma gelmezdi), hepsi birbirinden güzel, parkları bahçeleri... Her şeyi süper. ama bir kere yaşamak istemedim ya orada işte yazacak bir şey bulamıyorum şu an. Nymphenburg'daki dondurmacıdan bahsetmeden edemeyeceğim, çok tatlıydı. Easter tatili olduğu için her yer kapalı her yer extra sessizdi, buna rağmen keyifli bir şehir turu oldu. Üstelik hava sürekli kapalı ve yağışlıydı. ama arada sırada yağmadığı da oldu :)
Nil'in yurdunda kaldık orada bulunduğum süre zarfında. Yurt Oberschleissheim'daydı, Hauptbahnhof'tan 20 dakikalık uzaklıkta ve her 20 dakika da bir tren vardı, ben burayı çok sevdim, sessiz tertemiz havası çevresi. Şehir insanı değilim neticede o kadar hayran kalmam çok da anlaşılamaz bir durum sayılmaz.
Ben Münih'i anlatmak istemiyorum gerçekten, ancak orada gezmekle ilgili bir kaç tüyo vermenin planında olanlar için faydalı olabileceğini düşünüyorum.
Münih'in en güzel yanı, pazar günleri müzelerin yaklaşık yüzde seksenine girişin 1 euro olması. Şimdiye kadar gezdiğim hiç bir Avrupa şehrinde benzer bir uygulamayla karşılaşmadım. Bunun yanında her şehirde olduğu gibi Münih'te de şehir kartları var ulaşım ve müze girişleri vs. gibi masrafları kapsayan, ve bu kartların bir çok özelliklileri var şehir merkezini kapsayan sadece veya daha geniş bir alanı kapsayan 1 günlük 3 günlük gibi. Ama bu şehir kartlarının en güzel yanı partner özellikli şehir kartlarının olması. Yani iki kişiyseniz mesela 3 günlük şehir merkezi kartına kişi başı 35 euro dan 70 euro vermek yerine 45 euro gibi bir mebla ödeyip aynı özelliklerden faydalanabiliyorsunuz.
Chinesischer Turm
Ama benim bu gezim entellektüel :) kaygılar taşımadığından ben bu kart yerine sadece bir haftalık ulaşım kartı aldım. Yine Hauptbahnhof'da çeşit çeşit haritalar var bunlardan biri de zone haritası şehiri bir dairenin içinde farklı bölümlere ayırmışlar ve merkez 1 numaradan başlayarak dışa doğru büyüyerek numaralandırılmış. Mesela, Oberschleissheim 6 . zonedaydı ve şanslı olarak Dachau'da öyle. Dachau'da Nazi hükümetinin inşa ettirdiği ilk çalışma kampı bulunmakta. Bu kartın bir haftası için 25.30 euro gibi bir ödeme yaptım ve bu kartı bir hafta içerisinde sınırsız kullanma hakkı var ancak müze girişleri ve indirimleri dahil değil. Fazlasıyla yetti.
İkinci olarak, Bayern Ticket, olarak bilinen bir harika buluş var ki ne anlatmalara doyabilirim ne de genel olarak insan kullanmalara doyabilir. Bayern ticket, ya da Bavarya bileti Bavarya bölgesinde gün içerisinde gidiş-dönüş hakkı tanıyan sevimli mi sevimli bir bilet. Onu daha da sevimli kılan özelliğiyse grup kalabalıklaştıkça  fiyatın azalması, şöyle ki; tek kişilik bilet 24 Euro, 2 kişilik bilet 27 Euro, 3 kişilik bilet 35 euro, 4 kişilik bilet ne kadardı hatırlamıyorum ama kişi başına düşen miktar çok çok daha azdı. Mesela bu biletle Füssen'e Neuschwanstein Castle'a yani, Salzburga'a, Innsbrück'e, Chimsee'ye, Münih'in etrafındaki güzelim göllere köylere gidebiliyor indi bidi de yapabiliyorsunuz. Yaptık. :) Ama süper değil mi? Kalabalık gezmeli insan Bavarya'da bunu tecrübeyle öğrendim daha da unutmam. Fiyatlar kafelerde de restoranlarda da diğer Avrupa şehirleriyle kafa kafaya, benim için hayli pahalı, tabi ki bütçenize göre farklılık gösterebilir fiyat yorumları. :) Bu yazımı şimdilik burada kapıyorum ama, Dachau için ve hayallerimin gerçek olduğu Neuschwanstein Castle için iki ayrı yazı yazmayı planlıyorum, onları yazarken bir takım eklemeler yapabileceğimi düşünüyorum. Bu arada ister istemez girdiğim Kotbusser Tor ve Goethestrasse karşılaştırmamdan tabi ki Kotbusser Tor galip çıktı. Seviyorum Berlin'i ben ne yapayım ;)

31 Mart, 2014

Recep Tayyip Erdoğanın Balkon Konuşmasının Metni - 30.03.2014

Söz uçar yazı kalır demiş eskiler, artık ne sözler, ne yazılar uçuyor, ancak unutmamak, unutturmamak için, dinleyemeyenler ve dinlemeye tahammül edemeyenler için öncelikle kendim için başbakanın 30 Mart yerel seçimleri sonuçlanmadan yapmış olduğu bu balkon konuşmasını yazıya dökmek istedim. "Kuvvetler ayrılığı önümüze bir engel olarak dikiliyor" diyen bir başbakanın, demokrasi zaferi kutlayan bu konuşmasını söylemini irdeleyerek tekrar tekrar okumanızı diliyorum.
Umutlu günler var, güneşli günler!


"Aziz milletim,
Çok değerli kardeşlerim, hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.
81 vilayetin 77 milyon TC vatandaşını bir kez daha muhabbetle kucaklıyor ve selamlıyorum.
Ankara'dan AK Parti genel merkezinden 81 vilayetle birlikte dünyanın tüm dost kardeş başkentlerini başkentlerini şehirlerini yürekten selamlıyorum. Az önce binlerce kişinin toplandığı Üsküp meydanına telekonferansla bağlandım, onlara hitap ettim. Ciddi bir soğuk altında onlar sizin bu coşkunuzu paylaşıyorlardı. öncelikle rabbime bize böyle büyük bir zafer anlamlı bir sonuç nasip ettiği için sonsuz şükranlarımı ifade ediyor hamdüsenalar ediyorum. 
Yarab ne büyüksün! Dünyanın her yerinde zaferimiz için ellerini gönüllerini dudaklarını duaya açan dost ve kardeşlerime teşekkür edeiyorum. 
Filistinde gözü seçim sonuçlarında olan, Türkiye'nin zaferini kendi zaferi olarak gören kardeşlerime teşekkür ediyorum. Mısırda demokrasi mücadelesi veren bizim mücadelemizi çok iyi anlayan kardeşlerime teşekkür ediyorum. Balkanlarda, Bosna Hersek'te Makedonya'da Kosova'da Avrupa'nın tüm kentlerinde yürekleri bizimle atan, bizim kadar coşkuyla şu zaferi kutlayan kardeşlerime teşekkür ediyorum. Suriye'de bombaların altında açlıkla kıtlıkla baş başa her an büyük acılar yaşayan ama Türkiye'nin AK Partinin zaferi için her an dua eden mazlum kardeşlerime sonsuz teşekkür ediyorum. 
Tıpkı Kurtuluş Savaşı öncesinde olduğu gibi dünyanın dört bir köşesinde ellerini semaya açarak Türkiye'nin istiklal mücadelesine yürekleriyle, dualarıyla destek olan tüm kardeşlerimize, tüm dostlarımıza, aziz milletimin selamlarını şükran duygularını ifade ediyorum. Elbette, en büyük teşekkürü bu aziz millet, bu aziz millet hakediyor. 
Kardeşlerim,  kardeşlerim, siz yeni Türkiye'nin istiklal mücadelesine sahip çıktınız, sizlere teşekkür ediyorum. Siz büyük Türkiye idealine, büyük Türkiye hedeflerine sahip çıktınız. Her birinize teşekkür ediyorum. sSiz en başta kendi iradenize kendi geleceğinize siyasete partinize başbakanınıza sahip çıktınız hepinize sonsuz şükranlarımı sunuyorum. 
İşte bugün 30 Mart. Kardeşlerim, bugün 30 Mart. Ne dediler, 25 Marttan sonra kaos dediler. Doğru. Kaosu gördük. Neydi o kaos? Bu milletin, bu devletin, bu ülkenin ulusal güvenliğine ne yazık ki müdahele ederek, dış işleri bakanlığını dinleyecek kadar ihanet içinde olan, vatan hainlerini, bu ülke tanıma fırsatı buldu. Doğru. Onların kaos planı buydu. Ne diyordum ben aylardır, bunların inine gireceğiz, inine. 
Şimdi, bana zaman zaman bazı basın mensupları soruyor, bu sene de balkon konuşması yapacak mısınız? Tamam da balkon konuşmasından ne bekliyorsunuz, bu bir. İki, muhalefet liderlerine veya genel başkanlarına, genel müdürlerine neden sormuyorsunuz, siz de bir balkon konuşması yapacak mısınız? E, bunların böyle bir derdi yok. E şimdi, bunların sesi soluğu da çıkmayacak. Ne diyecekler yarın? Söyleyeyim ben. Biz kazandık.  Her ne kadar yüzde 26 da alsak, 27 de alsak, 28 de alsak 30 da alsak biz kazandık diyecek genel müdür. Öbürü çıkacak 13, 14 de alsak 15 de alsa biz kazandık diyecek. Niye? Hayatları bunların böyle geçti! Bu kardeşiniz ne dedi? Eğer birinci parti olamazsak ben genel başkanlığı bırakırım dedi. Zira, siyaset onur ister, siyaset bu noktada asillik ister, makamı zenginleştirebiliyorsanız orada oturun. Eğer zenginleştiremiyorsanız bırakın gidin. Fakat genel müdür Bursa'da konuşma yaptı, hatırlayın. Yüzde kırkın altında kalırsak giderim dedi televizyonlarda bu arşivlerde var. 26 aldı. Gitti mi? Gitmedi. Yine gidemez. Aynı şekilde diğeri 16-17 yıldır o makamda oturuyor. Gidermi? O da gidemez! Çünki onlar makamdan hazlanıyorlar.
Kardeşlerim, aziz milletimizin verdiği mesaj çok ama, çok açık.  Millet bugün sandıkta, Türkiye'ye ve dünyaya bir mesaj verdi. Ne dedi? Biz buradayız. Türk milleti geçilmez dedi. Millet biz bu ülkenin sahipleriyiz dedi. Millet eğilmez Türkiye yenilmez dedi. Kardeşim biz TBMM'yi sokakta , TC'ni sokakta bulmadık. Bu vatan, kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki veda, şüheda fışkırıcak toprağı sıksan Şüheda. Canı cananı alsın bütün varımı alsın da hüda, etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda. Bu şehitlerin kanıyla yoğrulmuş bu toprakları evet biz Pensilvanya'ya veya onun buradaki hain uzantılarına asla teslim etmeyiz. Bakın yarından itibaren , şu anda kaçanlar kaçtı, yarından itibaren de kaçanlar olabilir ha. Bazıları için şahsen suç duyurusunda bulundum. Bunlar kaçabilir dedim. Bundan sonra dedim ya, inlerine gireceğiz. Hesabını bunun ödeyecekler, bedelini ödeyecekler. Ulusal güvenliğimizi nasıl tehdit edersiniz. Suriye'de. Suriye şu anda bizimle savaş halinde. İşte görüyorsunuz, uçaklarımızı taciz ediyorlar. 74 tane kardeşimizi şehit ettiler ve şu anda  bizim Süleyman Şah saygı türbesi 10 dönüm, bizim topraklarımızdır. Oraya olan her saldırı, 780  bin kilometrekareye olan saldırıdır. Biz buna seyirci kalabilir miyiz? Yav, bu hainler bu görüşmeyi dinliyor, ve bu görüşmeyi dinledikten sonra da dünyaya servis ediyor. Kardeşlerim bunlar haşhaşilere rahmet okutur. Haşhaşiler bunların yanında hiç. Bunlar haşhaşileri aştı. Bu ara haşhaşiler ile ilgili yazılan eserler de bayağı prim yapmaya başladı. Niye? İyi tanımak istiyorlar bunları.
Kardeşlerim! Bugün aziz milletin sandıkta verdiği çok önemli bir mesaj var. Milletimiz siyaset dışı yollardan, Türkiye'nin istikametinin belirlenmesine, bugün,ü çok çarpıcı bir şekilde, evet, tavrını, itirazını ortaya koymuştur. Şunu özellikle burada vurgulamak istiyorum, sandık sonuçları kimin kazandığından çok kimin kaybettiğini gösterir. Şu ifadelerime lütfen dikkat edin. Bugün ahlak dışı siyaset kaybetmiştir. Kaset siyaseti, montaj siyaseti iftira ve çamur siyaseti kaybetmiştir. Esersizlik siyaseti, plansız projesiz hedefsiz siyaset bugün kaybetmiştir. Eey Genel müdür, eey güya genel başkan, yauv sizin elinizde bu kasetler olmasaydı siz bu seçim kampanyasında ne konuşacaktınız? Konuşacakları bir şey var mıydı? Biz plan konuştuk, biz proje konuştuk bunlar yalan, takiye, iftira, fitne,  fesat bunu konuştular. Statüko bugün çok büyük bir darbe almıştır. Kirli ilişkiler, adı konulmamış ittifaklar bugün kaybetmiştir. Vesayetin her türü, vesayetçi odakların her türlüsü de bugün milletten tam bir osmanlı şamarı yemiştir. Kardeşlerim bugün kibir kaybetmiştir, bugün gurur kaybetmiştir. Milletine tepeden bakan, milletini küçümseyen, milletin tercihlerini hafife alan, millete en büyük hakaretleri yapan kibir bugün bir kez daha sandıkta yenilmiştir. 
Kardeşlerim, harflerinden kanlar damlayan, öfke damlayan, nefret damlayan o manşetleri atanlar var ya, bugün bir kez daha ağır bir yenilgi almıştır. Şimdi soruyorum, Eeeey Pensilvanya, eeeey buradaki yandaşları medya, eeey yandaşları sermaye, hani siz demokrasinin karşısına konumladırılmıştınız? Ne oldu?
 Sandıkta bugün demokrasi kazandı. Sandıkta bugün irade kazandı. Ne oldu? 21.yüzyılda 2014 Türkiye'sinde halka hala darbe beklentisi içerisinde verilen mesajlarınız ne oldu bugün? İşte bak millet burada. Halk burada. Siyaset dışı müdahelelerle Türkiye'ye rota çizme sevdası içinde olanlar, bugün sandıkta kaybettiler. Şimdi siz neredesiniz? Yalan, iftira, şantaj, montaj siyaseti bugün yerle bir olmuştur.
Kardeşlerim, Türkiye'nin tüm sorunlarının çözüm aracı tartışmasız siyasettir, tartışmasız demokrasidir. Kimin ne meselesi varsa, bunu siyasetle çözme yolun gitmelidir. Kimin ne meselesi varsa bunu artık sadece ve sadece sandıkta çözme yoluna gitmelidir. Buradan muhalefet partilerine açık çağrı yapıyorum. Biz AK Parti olarak her seçim sonrasında olduğu gibi, bu seçim sonrasında da tüm boyutlarıyla neticeleri analiz edeceğiz. Acaba niye 46-47-48 aldı da, çünkü henüz kesin sonuçlar yok, şu anda bu kesin olmayan sonuçlar, bunu biz niye 55 yapamadık, niye 60 yapamadık. Şimdi oturup bunu konuşacağız. Öyle mi? Ve bunları konuşup neticeye bağladıktan sonra, sizlerle beraber yolumuza tekrar bu eksiklerimizi de gidererek devam edeceğiz. Ama muhalefetin böyle bir derdi var mı? Yok. Onların böyle bir derdi yok. Onlar her seçime girerken hep hazırlıksız yakalanırlar. Bize oy veren insanlarında vermeyen vatandaşlarımın da hissiyatını mesajını samimi şekilde değerlendireceğiz. Muhalefet partileri de bugün milletin sandıkta verdiği mesajı doğru okumalı, artık kendilerini sorgulamalı kendi öz eleştirilerini sağlıklı şekilde yapmalıdır. 
Kardeşlerim! Neye yandım biliyor musunuz? Neye üzüldüm biliyor musunuz? Dışişlerinde olan olaydan sonra şahsıma yapılan iftiraların hepsini bir kenara koyuyoru ama dışişlerinden sonra, başbakanlıktaki böcek olaylarından sonra, şu muhalefetin bir açıklamasını duydunuz mu? Bu vatana ihanettir, bu bir casusluktur, buna yönelik biz iktidarın yanındayız diye bir ifadelerini duydunuz mu? 
Kardeşlerim! Ne olacak! Pensilvanya ile hareket edenler bunu söyleyebilir mi? Buradan bile bir şey bekliyorlardı. Yani 25inden sonrası kaos dedikleri şey buydu. Ekonomi çökecekti. Çöktü mü ekonomi. Daha da güçlenerek geliyoruz! Ekonomide de güçleneceğiz! Siyasette de güçleneceğiz! Demokraside de, daha güçlü demokrasiyi getireceğiz. Batının özlemini duyduğu demokrasi bizde var bizde! Evet! Onlar samimi davranmadılar. Ve biz samimi davrandık. Biz kararlı şekilde yolumuza devam ettik. Artık, eski Türkiye yok. Yeni Türkiye var. Eski siyaset tarzıyla, hele hele eski muhalefet tarzıyla, kardeşlerim, asla, yönetim biçimi olmaz. Yeni Türkiye'nin yeni bir muhalefet ihtiyacı açıktır. Yeni Türkiye'nin iktidar kadar, milleti kucaklayan bir muhalefete ihtiyacı var. Yeni Türkiye'nin artık, ayrıştırıcı, kamplaştırıcı, kutuplaştırıcı muhalefete değil Türkiye'nin 77 milyonuna aynı dille konuşan bir muhalefete ihtiyacı var. Şunu bir şekilde gördük ki, sadece iktidarın, sadece iktidar partisinin Türkiye'yi kucaklaması yetmiyor. Gerilimden, krizden beslenen muhalefet anlayışı ülkeye fayda getirmiyor. İstismar siyaseti artık son bulmalıdır, korkutma siyaseti artık son bulmalıdır. Kibirli, aşağılayıcı,horlayıcı, dışlayıcı siyaset artık muhalefet partileri nezdinde son bulmalıdır. Muhalefet partisi yöneticileri bu akşam aynaya bakmalı. Kendilerine sorular sormalı. yaptıkları hatalarının farkına vararak mutlaka kendilerine çeki düzen vermeli. AK Partinin bileğini tek başına bükemediler, kollektif çalıştılar. CHP'nin zayıf olduğu yerde MHP,  MHP'nin zayıf olduğu yerde CHP hatta diğerleri de destek vermek suretiyle adeta AK Partinin karşısında kamplaştılar. Ne oldu? Kırk çürük yumurta, bir sağlam yumurta etmez. Adı konulmamış ittifakları gördük, ilkesiz siyasetin fayda getirmediğini artık milletim gördü. Biz diyoruz ki, gelin yeni bir sayfa açalım. Bu yeni sayfada. ey muhalefet. ey bu muhalefete gönül veren milletim, Türkiye sevdası her şeyin üzerinde olsun. Türkiyenin ali menfaatleri her şeyin üzerinde olsun. Biz hep ne dedik Türkiye kazanacaksa biz kaybetmeye razıyız dedik. AK Parti kaybetsin de Türkiye'ye ne olursa olsun anlayışı tarihe karışsın. Siyasetin merkezinde ilke olsun, değer olsun, samimiyet olsun. Türkiye'yi hep birlikte Yüceltelim.
Kardeşlerim! Allah'a sonsuz hamd ediyorum ki, Türkiye'ye saldıranlar bugün hayal kırıklığı yaşamışlardır. Türkiye düşmanlarının maşaları bugün hayal kırıklığı yaşamışlardır. Bu milletin içinden çıkan ama bu millete ihanet eden taşeronlar, bugün milletin ne kadar aziz, ne kadar asil, ne kadar kahraman olduğunu bir kez daha görmüşlerdir.
 Millet, istiklaline uzanan elleri sandığa gömmüştür. 
Millet sinsi planları, ahlaksız tuzakları bugün bozmuştur. Milletin sağ duyusu, feraseti, basireti bugün hileletre ve desiselere galebe çalmıştır. Bugün istiklaline, iradesine, ülkesine bayrağına sahip çıkan aziz milletime tekrar tekrar teşekkür ediyorum. Rabbim bu aziz milleti korusun diye dua ediyorum. Bu millet ümmetin umududur. Dünyanın umududur. Rabbim bu milleti doğru yoldan ayırmasın. Her türlü plana, oyuna ve tuzağa karşı korusun diye dua ediyorum. 
Kardeşlerim! seçim mitinglerimiz boyunca bir şeyi özellikle vurguladım. Bediüzzaman Said Nursi diyor ki; Baki hakikatler, fani şahsiyetler üzerine bina edilemez. Biz ezelden gelen inşallah ebede giden bir davanın sadece hizmetkarlarıyız. Biz bu millete efendi olmaya değil, hizmetkar omaya geldik. Biz büyük bir dava taşının sadece hamallarıyız. Dün biz yoktuk ama bu dava vardı. Yarın biz olmayacağız, ama bu dava var olacak. Dünya varoldukça, inşallah, ay yıldızlı bayrağımız dünyanın barış umudu olarak, en yüksek burçlarda dalgalanmaya devam edecek. Onun için ne dedik, Türküyle, kürdüyle, lazıyla, çerkeziyle, gürcüsüyle, abazasıyla, boşnağıyla, romanıyla velhasıl tek millet dedik. Tek millet.
Çünki ben türkü türk olduğu için sevmiyorum, kürdü kürt olduğu için sevmiyorum, lazı laz olduğu için sevmiyorum; kardeşleri, beni yaradan allah 77 milyonu yarattığı için seviyorum. Biz de ayrımcılık yok. Bir grup bakıyorsunuz siyasi kürtçülük yapıyor, bir grup siyasi türkçülük yapıyor. Bir bakıyorsunuz ben CHP'de kumsalların partisiyim diyor. Kardeşlerim, biz 77 milyonu seviyoruz. Alevisiyle, sunnisiyle herkesi seviyoruz. Onun için tek millet. İki, tek bayrak. Üç, tek vatan. Dört, tek devlet. Devletin içinde devlet olmaz. Hangi kurumumuza girmişlerse girmişler. 35 senedir, 40 senedir, nereye sızmışlarsa sızmışlar. Bizler de iyi niyetimizin kurbanı olduk. Ama şimdi artık bunları ayıklama zamanı gelmiştir hukuk içinde. Hukuk içinde. Yasalar içerisinde. Neden? Çünki bu tür şebekeleri artık ne millet hoşgörüyle karşılar ne de biz karşılarız. Kardeşlerim, bakınız, burada bir şey daha özellikle sizlere hatırlatmak istiyorum o da şudur, rabbime sonsuz şükürler olsun ki, bize bu davanın bayraktarlığını yapma şeref ve izzetini bahşetti. Yarın belki bizler bu makamlarda olmayacağız. Bugüne kadar rabbim bize hangi emaneti yüklediyse canımız pahasına ona biz sahip çıkmaya, yüceltmeye çalıştık. Bundan sonra da bu can bu tende oldukça, üzerimize hangi emanet yüklenirse allahın izniyle ona sadakatle sahip çıkmaya çalışacağız. inşallah son nefesimize kadar, milletin ve ülkenin hizmetkarı olarak, bayrağımızı ve toprağımızı yüceltmenin mücadelesi içinde olacağız. Ben ve arkadaşlarım son derece müsterih bir haldeyiz. Bizden öncekilerden devraldığımız büyük Türkiye sancağını yüksek burçlara dikmiş olmanın gururu içindeyiz. Siyasete güç kazandırmış olmanın, demokrasiyi güçlendirmiş olmanın memnuniyeti içerisindeyiz. Büyük AK PArti ailesinin her ferdinin bu şuurla hareket edeceğinden en ufak bir şüphe duymuyorum. İnanıyorum ki bu büyük hareketin her neferi, daha büyük bir aşkla, daha büyük bir sevda ile, daha büyük bir gayretle, bu bayrağı bu sancağı  çok daha yüksek burçlara dikmenin mücadelesi içerisinde olacaklardır. 
Türkiye artık yeni bir döneme girmiştir. Türkiye siyaseti, sandığı, milli iradeyi sarsılmaz bir noktaya taşımıştır. Genç kardeşlerimin bu açılan kapıdan ilerleyerek Türkiye'ye çok daha büyük başarıları yaşatacağına inanıyorum. Kardeşlerim bugün hiç kimse mahzun olmasın. Bugün hiç kimse üzülmesin. 77 milyon bilsin ki, bugün Türkiye kazanmıştır. 77 milyonun her bir ferdi bilsin ki, bugün Türkiye kazanmıştır. Bugün  yeni Türkiye'nin düğün günüdür. Bugün 77 milyon bir ve beraber olarak, birbirine kardeş olarak yeni Türkiye'nin zafer günüdür. Bugün barışı savunan, mazlumların elinden tutan, hakkı her yerde cesaretle savunan Türkiye kazanmıştır. Bugün 2023 hedefleri kazanmıştır. Bugün çözüm süreci kazanmıştır. Milli birlik ve kardeşlik süreci kazanmıştır. 77 milyonun ezeli ve ebedi kardeşliği kazanmıştır. 77 milyon içinde tek bir kişi bile kaybetmemiştir. Çünki, onlara hizmetkar olan bir kadro, ayrımcılık yapmadan iş başındadır. Farklı düşünebilirler, farklı siyasi partilere oy vermiş olabilirler, bize küfretmiş olabilirler, bize hakaret etmiş olabilirler, bir çoğunu yuttuk, bir çoğunu da tabi yargıya sevk ettik. Ama seviyesiz muhalefet, statüko, vesayet, darbe girişimleri kaybetmiştir. Ahlak ve edep dışı siyaset kaybetmiştir. İhanet kaybetmiştir. 77 milyonun her bir ferdi bugün kazanmıştır. 
Bir kez daha milletime teşekkür ediyorum. Aylardır dudaklarından dualar düşmeyen dedelere, ninelere, hatta çocuklara, gençlere, hanım kardeşlerime, beyefendilere teşekkür ediyorum. Bize güvenen bize inanan kardeşlerime teşekkür ediyorum. 
Dünyanın nher yerinde Türkiye için, Türkiye'nin istiklali için dua edenlere teşekkür ediyorum.
Teşkilatıma, genel merkezimden, il teşkilatlarıma, ilçe teşkilatlarıma, belde teşkilatlarıma, taa sandık müşahitlerine kadar hepsine teşekkür ediyorum. Kadın kollarımıza, gençlik kollarımıza hepsine tek tek teşekkür ediyorum. 
Şimdi seçilen tüm başkanlara, meclis üyelerine, il genel meclis üyelerine, muhtarlara başarılar diliyorum.
rabbim bu seçimleri Türkiye için hayırlara vesile kılsın. rabbim ülkemi, milletimi korusun.
Kardeşlerim, unutmayın, Türkiye eğilmez, millet yenilmez.
Zaferimiz kutlu mübarek olsun diyorum.
Hepinizi yürekten selamlıyorum  ve hazır mıyız diyorum; beraber yürüdük biz bu yollarda beraber ıslandık yağan yağmurda şimdi dinlediğim tüm şarkılarda bana her şey sizi hatırlatıyor,bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey Türkiye'yi hatırlatıyor. 
Biriz, iriyiz, diriyiz, kardeşiz hep birlikte Türkiye'yiz.
Hepinizi allaha emanet ediyorum.
Kalın sağlıcakla diyorum. Sağolunuz varolunuz!

*Başbakan konuşmasında özellikle çünkü yerine çünki kullandığı için ben de Çünkü kelimesini kendi kullandığı şekilde yazmayı tercih ettim.
**Paylaşmak istediğim görüntüler de var seslenişinde başbakanın, hepsi birlikte söylemi daha net gösterecek kanaatindeyim  ancak fotoğrafları bulamadım ve videodan almayı da bilmiorm. en kısa zamanda eklemeyi düşünüyorum.



23 Şubat, 2014

Rembrandt'ın Evi ,Museum het Rembrandthuis - 12.02.2014

Rembrandt'ın Evi dış görünüş
Hayatımın en keyifli günlerinden biri olan bu günü ilk olarak anlatmak isteyişimi anlamlı bulacağınızı düşündüm, benim de bulduğum gibi. Bu yazımı Rembrandt'ı anlatmakla geçirmek istemiyorum açık söylemek gerekirse. Zaten Rembrandt kendini anlatır, tanıyan bilir, tanımayanın da pek umurunda değildir kanaatindeyim. Bu yüzden hemen anlatmaya başlamak istiyorum ancak öncesinde "Sevgili" Barış'a teşekkür etmek istiyorum. Amsterdam'da geçirdiğimiz süre zarfınca gık demeden benimle bütün müzeleri gezdiği ve sıkıldığı zamanlarda dahi bunu bana ve gezimize yansıtmadığı, ayrıca her şeyden öte, benimle heyecanımı paylaştığı için çok çok teşekkür ederim.(doğrusu anlaşmamız gereği akşam 5'e kadar ben ne istersem onu, akşam 5'ten sonra da o ne isterse onu yaptığımız için karşılıklı bir anlaşma memnuniyeti olarak adlandırılabilir benim beslediğim bu memnuniyet :) )
     Orjinali "Museum het Rembrandthuis" olan, Türkçe'ye "Rembrandt'ın Evi" olarak çevirdiğimde benim için anlamını hayli yitiren, adıyla yaşayan bu müze, Amsterdam'ın en iyi müzesi veya en keyiflisi dersem kesinlikle diğerlerine haksızlık etmiş olurum. Amsterdam'da müzeler hayli zengin ve özgürce sergileniyor. Alarmlar, zebellah gibi güvenlik görevlileri ve veya  uyarı işaretleri vs. bunların hiçbiri yok kesinlikle (Van Gogh Muzeum dışında), gezmek dolaşmak çok keyifli tamamını, üstelik giriş ücretleri hayli yüksek olmasına rağmen şehir kartları veya müze kartları ile bir çok müzeyi extra bir ücret ödemeden ya da düşük bir ücretle gezmek fırsatı bulabiliyor insan. Velhasılı Amsterdam'da müzelerin hepsi güzel, hepsini dolaşmak ve eserleri seyretmek keyifli ama beni en çok heyecanlandıran ve kesinlikle vakit geçirmekten en çok keyif aldığım müze Rembrandt'ın Evi Müzesiydi.
yatak odasından
     Ev, şehrin doğu kısmında, 17. yüzyılda  zengin tüccar ve artistlerin yaşadığı bir bölgede inşa edilmiş ve Rembrandt bu evde 1639-1658 tarihleri arasında yaşamış. Bu evin yeniden inşası Jacob van Campen tarafından yapılıyor ki bu ismi vurgulamamın özel sebebi kendisinin Royal Palace'ında mimarı olması. Rembrandt bu evi bir tür krediyle almış, müzede de anlatıldığına göre, bir tür mortgage o dönemdeki. Ancak Rembrandt -maalesef- bu krediyi ödeyemiyor ve 1958 yılında evi ve koleksiyonları da dahil bir çok eseri borcu karşılığında satılıyor ve kendisine kapı gösteriliyor pek de kibar olmayan bir şekilde. Sonrasında Rembrandt küçük bir eve taşınıyor ve ölene kadar orada yaşıyor- ne yazık ki ben o evi bulamadım. 1907 de bu ev şehir yönetimi tarafından satın alınıyor ve müzeye çevriliyor ve 1911 de müze olarak kullanıma açılıyor kraliçe tarafından. Sonrasında Rembrandt'ın resimlerine ve ona dair kaynaklardan faydalanarak evi resttore ediliyor ve son halini 1999 da alıyor. Benim en sevdiğim hali :) 
     Bu ev Müzeye çevrildikten sonra Rembrandt'ın eserleri ve koleksiyonları toplanmaya ve toplanan eserler ve koleksiyonlar eve orjinal bir görünüm katma çabasıyla sergilenmeye başlanıyor. 
Müzenin iki ayrı katında iki ayrı odasında Workshoplar yapılıyor. Bu şekilde - anlamadığım bir şekilde- havaya kapılıyor ve evin havasına karışıyorsunuz (en azından ben için öyle oldu).
baskı odası
     2. kattaki odada Rembrandt'ın baskı (Oyma baskı olarak tanımlanabilir yanılmıyorsam, metal tabakalar üzerine baskısı yapılacak şeyler işleniyor ve sonrasında çoğaltılıyor) yaptığı varsayılmış ve bu oda kendisinin baskı araçları ile donatılmış ve bir artist Rembrandt'ın araç ve yöntemleriyle o dönemde nasıl baskı yapıldığını anlatıyor ve gösteriyor, mürekkep ve kağıt da dahil tüm araçlara dokunmamıza izin veriyorlar, ayrıca sanatçının yani workshopu yapan sanatçının üslübuna hayran kalmamak mümkün değil - şirin :).
     Bu baskı yöntemi o dönemde ki en modern baskı yöntemiymiş ve çok kıymetli, kıymetli olduğu kadar da değerliymiş. Rembrandt'ın hayranı olduğu bu yöntem onun için o kadar özel ve etkileyiciymiş ki, her sayfa baskıyı kendi yaparmış, çünkü asistan tutmak, tuttuğu asistana adımları anlatmak, öğretmek, yapılanları kontrol etmek vakit kaybı olarak gelirmiş kendisine ve etrafındaki kimselerin hata yapmasından hoşlanmaz, onun yerine kendi yaptığı hataları telafi etmeyi tercih edermiş - mükemmelliyetçiymiş yani anlayacağınız, azıcık da insanlarla uğraşmaktan sıkılırmış!. Bu sebepten her sayfa baskıyı kendi başına yaparmış ve tüm gününü harcamak zorunda dahi olsa, sadece bir kaç sayfa de olsa işini kendi yapar ve tek tek uğraşırmış her sayfa baskıyla. Hatta zaman içerisinde bundan o kadar keyif almaya başlamış ki, baskısını yaptığı resimlere vs. kendi yorumunu katmaya başlamış, farkedilmediğinde bazen canı sıkılırmış ama severmiş o dönemin en modern baskıcılık yöntemini. Oysa şu an için o kadar ilkel ki :)
Tapındığım boya tezgahı
     Evin bir katını atölye olarak kullanırmış bu oda caddeye bakıyor. Bu odayı diğer odalardan ayıran ve onu atölye olma şerefine erdiren sebep ise güneye bakması ve ışığı içeri alması. Fırçaları boyaları ve kocaman bir şövalesi var, önemli bir çok eserini bu odada boyadığını varsayıyorlar. Ama benim bu odada en çok sevdiğim, en hayran kaldığım şey, kocaman boya tezgahı. Ben böyle büyük, böyle eski, böyle güzel boya tezgahı görmedim hayatımda. Evimiz olduğunda böyle bir tezgahım olması için sevgilimin başını biraz ağrıtacağım gibi hissediyorum. Ben de boyalarımı kendim hazırlıyorum ama ne yapayım benim de öyle güzel bir tezgahım olsa eminim daha az pigment kullanırım.
Ayrıca yeşim taşından boya yapıyorlarmış o zamanlar. Sanırım ben de deneyeceğim :) öyle canlı bir yeşilim olsa başka da yeşil istemem zannımca :) Bir kaç şey daha öğrendim renklere dair ama şimdilik benim sırrım olsun bakalım :) bir gün benim de atölyem olsun belki o zaman ben de anlatırım. Bir kaç şişe boya alacaktım aslında ama Barış sonra bakarız dedi sonra da kaldı işte. bir dahakine artık :)

koleksiyonların bir kısmı
     Bu odada da Rembrandt'ın seyahatlarinden veya seyahat eden arkadaşlarından edindiği koleksiyonları var. Gerçekten enteresan bir koleksiyon. Geniş bir spektruma yaymış anlamadığım bir şekilde. Yani ancient heykellerden, deniz kabuklarına, böyle egzotik coğrafyalarda yaşayan hayvanların kurutulmuş hallerinden, fosillere, ve yine ancient silahlara kadar geniş bir çeşitlilikte enteresan bir koleksiyon. Mutlaka vardır bir mantığı ben anlamasam da. Kurutulmuş hayvanları çizdiği veya boyadığı, gölge ve ışık çalıştığı söylendi ama peki ya silahlar vs. ? anlamadım ama koleksiyon işte çok da anlamlı olmasına gerek yok sanırım. Koleksiyonundaki heykellerin resimlerin vs kendisi için ilham kaynağı olduğunu dillendirmiş bir çok kez kendisi aslında. Neyse.
     Kat kat yukarı çıktıkça müzede, biraz daha dahil oluyor insan atmosfere, mutfaktan başlayıp, misafirlerini ağırladığı odaya,  yatak odasına baskı atölyesine resim atölyesine, kolleksiyon odasına... Hoş bir yolculuk kesinlikle.
     Son olarak Rembrandt'ın etchinglerinin sergilendiği odadan önce, workshopun yapıldığı ziyaretçilerin de aktif olarak katıldığı en üst kattaki baskı odasına geçiyoruz. Baskı aletleri, mürekkep, kağıt, plakalar ve baskı cihazı, her şey biçim değiştirmiş basitleştirilmiş ama inanılmaz keyifli bir deneyim olarak sunulmuş ziyaretçilere. Çok çok keyifli bir deneyim. Rembrandt'ın etchinglerinin tamamı kopyalanmış kağıtlara açıklamalarıyla birlikte ve sunulmuş. Birer tane seçiyoruz ve plastik plakalarımızı resmin üzerine yerleştirip oymaya başlıyoruz. oymalarımız bitince yapışkan mürekkeple kaplıyoruz bu plakaları ve köpek derisinden yapılmış adının ne olduğunu bilmediğim başka bir araçla mürekkebi plakaya iyice yediriyoruz. Artan mürekkebi hafif dokunuşlarla temizliyoruz ve el yapımı hafif nemli kağıdımızla plakamızı birleştirip, press makinasından geçiriyoruz.. Veeee sonunda çok güzel bir Rembrandt kopyası üretmiş oluyoruz. :) 
Yaptığım baskıyı adım adım görebilirsiniz burada.
     Üstelik plaka da dahil kopya ettiğiniz eseri yanımıza alıyoruz hem de karşılıksız bir şekilde... (Memnuniyetimiz workshopların devam ettirilmesi için bağışa dönüşüyor.)
kopyasını yaptığım etching'in orjinali

     Yüzümde koca bir gülümseme, yanımda olmakla günümü güzelleştiren sevgilime, buraya gelmeme olanak sağlayan hayatıma ve emeği geçen herkese duyduğum koca bir minnet ve memnuniyetle ayrılıyoruz müzeden. 
     Ben yazarım çizerim ama böyle bazen ne hissettiğimi gerçekten, ifade edemem. Sanırım burada ifade edemediğim tam olarak orada yaşadığımdı. Güzeldi, keyifliydi, Rembrandt'ı tanıyan, ve tanımadığı onca şeye özlem duyan herkese burayı ziyaret etmeyi öneririm.



Rembrandt'ın evinden sevgiler.

ayrıntılı bilgi için : http://www.rembrandthuis.nl/en/

05 Şubat, 2014

hiç olmamış olmayı dilediğim bir zaman dilimindeyim. herkesten her şeyden uzaklaşmak istediğim. sanki daha fazla uzaklaşabilecekmişim gibi...  gitsem ya diyorum bazen. mesela bugün alıp başımı gitmek istedim, gitsem ne fark edecek sanki, kaçtıklarım zaten uzağımda. gittiğim yere götürmeyecek miyim sanki. her defasında kendimi bu duruma sokuyorum ya helal olsun bana. helal olsun

01 Şubat, 2014

araştırma sorusu

Tezimi yazmaya başladım diyebilirim. Diyemeyedebilirim aslında :) yani enteresan bir yerlerdeyim. Tez konum belli, yüzyıllardır belli aslında üniversiteden beri istediğim konu üzerine çalışıyorum  - Adalet. Bu konuda çalışabilmek için ne ceremeler atlattım ne sıkıntılar çektim bir ben bilirim. Çalışmaya çalıştığım her okulda siyaset alanında ki her hocayla tartıştım :) mucizevi bir şekilde Charles Üniversitesi'nde bu sorunu en kolay şekilde aşıldı. Benacek'e (kendisi program supervisoru) konuyla ilgili danıştığım da o her zamanki emin edasıyla "hmmm, ben biliyorum sana kimin yardımcı olacağını! Orta ve Doğu avrupanın adalet çalışan en iyi akademisyeni bizim kadro'da, yaz ona! Salamon!" 
Benacek, pazarlama ve dolayısıyla abartma konusunda hayli iyidir, ama gerçekten öğrencisinin işini kolaylaştırmak için de elinden ne gelirse yapar, bu yüzden olsa gerek, okulda da fakültede de herkes Benacek'i sever.
Salamon Oxford'lu konuya gerçekten hakim biri ve Benacek'e taş çıkaracak bir yardımseverlik taşıyor bünyesinde. Oxford'lu olduğu için herkes onun hakkında bu kadar iyi konuşuyor diye düşünüyordum. Ancak buluşmalarımızdan sonra beni hayli utandırdı hocam. 
3. buluşmamızdan sonra "sen neden Prag'a geldin ben hiç anlamıyorum" dedi. Ben de huzurlu yaşam standardım yüksek ek işler buluyorum iyiyim keyifli burada hayat dedim. güldü evet zaten "Czech Republic is Swetzerland for poor" dedi. duygulara tercüman olmanın tek cümlelik hali. Az konuşuyor, çok soru soruyor. Kısa cümleleri net ifadeleri hayatı gerçekten kolaylaştırıyor. Henüz sorduğum hiçbir soruya cevap vermemiş olmasına rağmen, hiç bir sorumu da yanıtsız bırakmadı aslında, ironik olarak. 
Tezimle ilgili ilk sorunum konu alanımı daraltamayışımdı. işte şunu da yazmak istiyorum bunu da yazmak istiyorum oradan buraya değinmek istiyorum aslında şunu derken bunu da demek istiyorum... Tüm siyaset felsefesine tarihsel bir düzlemde adalet kavramı üzerinden değinmek ister gibiydim. Kaybolmuştum kısacası. 
Tek bir soru sordu; 
S: "senin bütün bunlarla ilgili sorunun ne?"
K: "şey ben eşitşiğe inanıyorum"
S: "Rawls'taki eşitlik referanslarını bulabilir misin?"
K: "Bulabilirim tabi ki"
S: "Bul o zaman!"
.....
K: "peki"
 
Başka hiç bir şey konuşmadık o hafta, sonraki buluşmamızda ben daha nettim ve konumuzu okuyacak kitaplarımı her şeyi ayarladık. Plan bile yaptık hangi zaman diliminde hangi bölümleri yazacağımıza dair. Ama tabi ki araştırma sorusunu bana bıraktı, iki aydır uğraşıyorum henüz bir soru bulabilmiş değilim bu kadar zor olmamalı aslında biliyorum ama işte ben içinden bazen çıkamıyorum. 
Önüzümzdeki salı kendisiyle yine buluşacağız bu sefer netleştirmiş olmamız gerekiyor ki tez konumu kayıt ettirebileyim ve zamanında okulu bitirebileyim bu sefer diye (en azından bu sefer! :) )  
Şu an benim tez proposal  ı yazmam gerekiyor ve sorumu netleştiriyor olmam aynı zamanda. Ancak ben bununla uğraşmaktansa Gerginliğimi blog yazarak atlatmaya çalışıyorum.
Şu kısmı atlatabilirsem her şey iyi olacak! güzel olacak! 

21 Ocak, 2014

2014 ün ilk yazısı "öylesine"

Çok uzun zamandır blog yazamayışımın herhangi bir varoluşsal bir karmaşadan kaynaklanmadığını itiraf etmeliyim öncelikle. Tamamen tercih ve kafa yoğunluğu... Önceliklerimin listesi öylesine uzadı ki bir türlü blog yazmaya sıra gelmedi. Sakinleşip kafa toplayıp da iki cümle yazıp ard arda yerleştiremedim ne yazık ki.
Şimdi farkettim de öenmli bir sorunsala parmak basmışım, uzun zamandır blog yazamıyorsam bu kendi kendime de dahil pek konuşmadığım da anlamına gelir bu da yaklaşık iki aya tekabül ediyor. ??? İki aylık bir suskunluk hiç de bence bir şey değil.
Yayınlamadığım ama yazdığım 5 blog taslağını bakıyorum da gerçekten düşünmeye vaktim yokmuş.
Yaşlanıyorum dediğimde lütfen bana kızmayın artık, önceden bir çok şeyi bir arada yapabiliyor ve yorgun da hissetmiyordum, arada isyan ediyordum o kadar. Şimdi... Tarife edemediğim hiç atlatamadığım bir yorgunluk :) Eğlenceli sıkıntısız hayat vesselam, oturup düşünmeye vakit yok, sadece yap! Tüketmeye yönelik tuhaf bir hayat...
Çok yoğun bir dönem geçiriyorum bu sefer, projeler, ödevler, sunumlar, tez her fırsatta her boşluğa sıkıştırdığım seyahatler. Mesela şu an Türkiye'deyim. Kasımın son haftası 5 günlüğüne Heidelberg'e gittim (yazdığım blog yazılarımı en kısa zamanda düzenleyip yayınlamayı planlıyorum), aralığın 3. haftası Eindhoven a gittim Christmas tatilini geçirmek için Berile, 10 günlük bu gezimde Hollanda'nın Güneyini gezme fırsatı buldum yılbaşı ödevler vs hayli yoğun ve keyifli geçti. Ocağın 2. haftası da kalkıp Türkiye'ye geldim, sadece 15 gün için ve yoğun ve dağınık bir kafayla, çünkü gelmeseydim eminim yaza kadar vakit ayarlayamayacaktım.
Velhasılı 2014 yılının ilk yazısının böyle yüzeysel ve içeriksiz olması benden başka kimsenin suçu değil :) hayatı da suçlamıyorum bu sefer :) yazdığım tez de dahil yaptığım her şeyden öylesine keyif alıyorum ki varsın blog da yazmamayım diyorum. Yakında daha iyi olacak herşey, bundan eminim :)
hayat boktan olduğu kadar sıradan ve STANDARD :) ve ne yazık ki ben bütün bunlara alışıyorum
Bu gadget'ta bir hata oluştu